18 Kasım 2017

Kitap ve arşvin içler acısı hali



Kitap ve arşivin içler acısı hali

Elif ana vefat edince
Baba evi boş kaldı.
Ağbime sen kullan
ya da öne geç
veya sizin eve kapı açın  burayı döşeyin misafirleriniz için değerlendirin dedik
"Hayır, biz yerimizde kalacağız
sen kullan" dediler
Bizde  düzeltelim de hem dışarı da kalan ama evi olmayanlar köye gelince kullansınlar hem de  Kütüphane yapalım dedik.
2011 de Eryaman da ki evden  Alsancak'a taşınınca ev küçük kaldı.
Bana ait eşyalar ve de kitaplarımı  köye gönderdik.
Maksadımız hem kütüphane yapmak hem de gelince 10-15 gün burada kültürel faaliyette bulunmak üzere çalışmalar yapmaktı.
Ancak evi düzeltmek mümkün olmadı.
Meğer çatı da akıyormuş.
Çatıdan akan su kitapları mahvetmiş.
 ıslanan kitaplar kuruyunca adeta taş kesilmiş.
ayrıca arka doya çuvallarla atılan kitaplar alttan yaş alınca yukarıya doğru hamur haline gelmiş.
Tam 10 torba kitap ve arşivi atmak zorunda kaldık.





::::::::::::::::::::::::::::::::
ERYAMAN  DEVLET MAHALLESİ  
AŞIYAN'dan  DASTARLI'ya göç :


"Bizim siteye biri taşınıyor
Eşya dan çok kitaplar..
Koli koli yük yük kitaplar indi..
Yazar, geliyor dediler.
Adam hiç de öyle değildi
Normal bi adam..
Giderken de
İki kamyon( kargo aracı) geldi.
Biri kitapları memleketine götürdü
Diğeri ev eşyalarını yeni evlerine..
Valla adam hiç de farklı değildi
Anlayamadik"
Ruzgar'in gelin Şehri.
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid0sjh2BxgBKQNaM2qLwVwXka7zbHzc7NnmcrcqxziZJZwGkWgrh3DSjU2mJ3nN7fBJl
NOT:
Aşiyan'dan
Prof. Nihat Boztaş', evi satınca Oradan evden
Ayaş Dastarlı 'dan asansörcü Mehmet ağanın eve göçtük.
Bekir Şahin ve Rüzgarın oğluna komşu olduk..

===================================
KİTPLARA ZULUM...

https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid02mvZL16uk1YxKZ3yxGzyGbv8BznVqJjowf4yAGpaBvEm2Mq3xvUJcjRhRcXPjS8H3l

KİTPLARA ZULUM...
MAHMUT KEMAL İNAL ‘den Hazin bir Hatıra :
Merhumun hayatındaki en önemli hadise, mütareke sırasında bütün ömrünce topladığı , kitap, yazı kıymetli ve tarihi eşyanın işgal kuvvetleri tarafından ve baba ocağından zorla alınmasını ve bunların perişan olmasını görmesidir. Hikâyesini kendisinden dinleyelim :
“Umumi harpteki mağlubiyet üzerine devlet ve milletin uğradığı musibet ve mütarekenin yüklediği zillet, kalplerde vatan ve millet aşkı tanıyanları canlarından bezdirdiği sıralarda bir Cuma sabahı birkaç Fransız subay ve eri ile bizim askeri ve zabıta memurlarımızdan üç beş kimse kapımıza dayandılar. Fransız Askeri İşgal Kumandanlığınca evimizin işgaline karar verildiğini , 24 saat içerisinde tahliyesini tebliğ ettiler.
Sonradan öğrenildiğine göre Bekir ağa bölüğünde tutuklu bulunan bir asırlık dostlarımızdan Said Halim ve Abbas Halim Paşalarla diğer bazı dostlarımızı sık sık ziyaretimiz işgale sebep olmuş ve işgal , içimizdeki fesatçılar tarafından tertip olunarak Fransızlara “buyurun” denmiş.
Fransızlar verdikleri mühletin sonunda bizi cebren çıkardılar. Yarım asırdan beri ikamet olunan ve Süleyman Nazif merhumun bir makalede bahsettiği gibi erbab-ı kemal tarafından “Dâr’ul Kemal” adı verilen bir evin 24 saatte tahliyesi nasıl mümkün olurdu?
Binlerce cild kitabı içeren dolaplar ve raflar , bir oda dolusu eski ve yeni gazete ve dergi koleksiyonları, nefis eşyalar, antika sanatlar, güzel hat levhaları vs , 24 saatte değil, en müsait zamanda bile üç dört günde taşımak , özellikle o gün İzmir’i Yunanlılar istila ettiklerinden – matem alameti olarak - İslam dükkanları kapalı , arabalar işlemekten men edilmiş, ev bulmak imkansız ve şiddetle yağmur yağmakta iken nereye ve nasıl nakledilebilirdi? Vaktiyle babamızın pek çok iyiliğini gören bir komşumuzun evindeki boş odalardan birini , yahut bodrumu biraz eşya koymak üzere kira ile bize vermesi hakkındaki ricayı , evin hanımı kabul etmedi. Fakat birkaç sene sonra taşraya giderken bütün eşyasını bizim eve yerleştirmekten sıkılmadı. Eşyanın taşındığını gören pek eski komşularımızdan bir hanım fena halde sinirlenerek , misliyle karşılık olmak üzere eşyanın reddedilmesini ısrar ettiğinde âlicenâp, mürrüvvetkâr annem ; “onlara öyle , bize böyle yapmak yakışır” diyerek , getirilen eşyayı kemâl-i nezaketle kabul ve senelerce muhafaza etti. Allah rahmet eylesin.
Kitaplarla eşyamızı Beyazıt’taki Umumi Kütüphanenin yanındaki boş daireye konmasını, Kütüphanenin Müdürü İsmail Saib Efendi , Maarif Müsteşarı Reşat Halis Beye söylemiş. Müsteşar yalnız kitapların konmasına müsaade etmiş. “Lâzım değil inayeti ehl-i tekebbürün/
Bahşeyledim atâsını vechi abûsuna!” [1]beytini okuyarak müsaadesini reddettik.
Küçük kardeşim Mehmet Selim , zatürreden mustarip olarak , dehşetli bir operasyon geçrmişti, henüz yataktaydı. Fransız General ve subaylarını bulup dert anlatmak için elçiliğe, kışlalara , bir taraftan da sığınacak bir ev bulmak için her tarafa baş vurarak ruhen ve bedenen perişan olduk.
Evde oturacak olan Fransız Kaymakamı , eşyanın kaldırılmasını yahut evde bırakılıp dolap ve sandıkların kilitlenmesini söylediğinden , gazete ve dergi koleksiyonlarıyla, iki büyük ambar dolusu yazma ve basma ciltsiz kitap ve risale, eski ve mühim evrak , büyük ve zarif kitap dolapları , masalar ve bir çok eşya evde bırakılıp kilitlendi ve subaylar tarafından defterleri yapıldı.
Kitap , levhalar ve aynaların bir kısmı – bin zahmetle tedarik olunan – arabalarla evkaf müzesinde boş bir mahzene ve ev eşyasının taşınabilenlerini Babıâli civarında bir eve naklolundu. Şiddetle yapan yağmurdan bunların ne hale geldiğini söylemeye lüzum yoktur. Düşünmeksizin mübarek olan :
“Dârımızdan dûr edip, berbad u tarac ettiler
Hazret-i Adem gibi cennetten ihraç ettiler
Zevk bahşâ beyt-i firdevsîde eylerken karar
Bir temelsiz külbe-i ahzâna muhtaç ettiler” [2]
Dörtlüğünü , kemâl-i hüzün ve ümitsizlikle tekrar ederek - Yurtlarından çıkarılan Müslüman göçmenler gibi - perişan bir halde yuvamızdan uzak ve her suretle mağdur olduk.
Fransız askeri - Amirlerine emanet edilen - eserlerimizi ve eşyalarımızı yağma ettikleri gibi bir müddet sonra onlar çıkıp yerlerine gelen İngiliz askerleri de , asar ve eşyanın bakiyesini - miras malı gibi - aldılar, sattılar ve memleketlerine götürdüler. En sonunda yine Fransızlar geldiler. Maison Jaune “Sarı ev” adını verdikleri evimizi istedikleri gibi kullandılar. Afrika’daki Sömürgeler halkından askerler ve yamyamlar, Bolşeviklerden kaçan Rus sığınmacıları ve civar köylerden savuşan Rumlarla her çeşit hayvanlar sokuldu. Bu kadar haşerenin evi ve eşyayı ne hale koyacaklarını izaha hacet var mı?
Süleyman Nazif merhum – gönül uyandıran bir mürşid lisanına yakışır şekilde – “Onlar kalbine giremediler, evine girdiler” dedi.
Mütarekeden (ateş-kesten) sonra ahalinin evini cebren işgal ve eşyasını yağma etmek, savaşın devam ettiğini gösterir. Şu halde mütareke ( ateş-kes) sözde kalmaktadır. Yahut mütarekenin diğer manası muharebedir. Bu nasıl medeniyet , nasıl adalet nasıl Milletler hukuku, devletler hukuku…
Bir buçuk sene evimizden uzak ve mülkümüzden mahrum kaldık. Tahliye için hükumetçe mükerreren teşebbüs edildi , faydası görülmedi. Nihayet Galatasaray Lisesi Müdür Salih Arif Bey merhum - Lisedeki Fransız öğretmenler vasıtasıyla - evi tahliye ettirdi. Bizim gönlümüzü sevindirdi. Allah ta onun ruhunu şad etsin.
Evimiz dört duvardan ibaret denebilecek bir halde harap ve içi tamamen boş olarak bize teslim edildi. Yazma kitap sayfalarının ve bazı mühim evrakın nerede kullanıldığını söylemekten haya ederim.
Garp Medeniyetinin ne demek olduğunu zaten bilirdik. Bu defa daha iyi öğrendik.”
( Mahmut Kemal İnal, Hoş Seda, Son Asır Türk Musikişinasları ,Maarif Basımevi İst-1958 sh : 20-21 )
[1] Kibir ehlinin yardımı lazım değil - Verdiğini bahşeyledim, somurtkan yüzüne.
[2]Evimizden uzaklaştırıp, berbat ve yağma ettiler / Hazreti Adem gibi cennet ihraç ettiler / Zevk veren cennet evinde eylerken karar / Bir temelsiz hüzün kulübesine muhtaç ettiler
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Necati Çavdar
Benzer hal ...işgal görmediğimiz halde bizim ve kitaplarımızın başına geldi



Hiç yorum yok: