ANADOLU KÜLTÜR
MERKEZİ
(AKM)
- ÇODAROĞLU SADIK AĞA SADIK AĞA KONAĞI - KÜTÜPHANESİ
- “DAM”; TARİH VE
KÜLTÜR MÜZESİ - RESİM – FOTOĞRAF sergi salonu
- SEYR-İ BEDAİ
- BALKAN -ÇANAKKALE -
İSTİKLAL HARBİ GAZİSİ MEHMET ÇAVUŞ MAKAMI
- ŞEKER PINAR'I; KARİZ SİTEMİ
- ANTİK ÇEŞME
- HIRA HÜR AKADEMİ
- GÜLİSTAN
- BOTANİK VE LAVANTA
BAHÇESİ
-
GÜRCÜ HATUN AŞ EVİ
https://sairinyeri.blogspot.com/
https://www.facebook.com/watch/?v=859312146870111
https://www.youtube.com/watch?v=5eiAQCiHFC0
https://khirka.blogspot.com/2006/09/eker-pinari-ve-turfan-daki-uygarlk.html
https://www.facebook.com/watch/?v=1135176648659200
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid0zATepBgLXS8uetZhCBs1U9MJHLXeX9Vszk6EsuzpoauVYJmJUsEo6u5vvg2s72WQl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid0WNxNiPAqfVFLEzSLAav8uXChp2xZJjGNFkKYxdkkGG1ooyebUTRpeZPsbxZv85XVl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid02nv9VrRkKwkrqxQ1FdTWhd2XyWvJWabsijzSpTPx2dpcyyLBSqNX3Gb9BFnSiEejvl
YYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYYY
UUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUUU
Gemini said
Harika
bir fikir! Necati Çavdar'ın bu anı dolu evini, o taş dokusunu ve köy havasını
bozmadan modernize edip nostaljik ruhunu canlandırmak çok anlamlı olur.
İşte
bu cepheyi merkeze alarak hazırladığım restorasyon çalışması:
}
Restorasyon
İçin Önerilerim:
·
Taş ve Ahşap Uyumu: Alt kattaki doğal taş dokusunu temizleyip derzlerini
yenileyerek ön plana çıkarabiliriz. Üst kısımdaki ahşap direkleri ve
merdivenleri ise koyu ceviz renginde sağlam ahşapla yenilemek eve o
karakteristik "eski konak" havasını verecektir.
·
Geleneksel Detaylar: Balkon korkuluklarına asılacak el dokuması kilimler,
pencerelere eklenecek ahşap panjurlar nostalji dozunu artırır.
·
Çatı ve Çevre: Çatıyı geleneksel alaturka kiremitlerle yenileyip, bahçeye
birkaç meyve fidanı ve asma çardağı ekleyerek Necati Bey'in anılarını en güzel
şekilde yaşatacak bir huzur köşesi oluşturulabilir.
Bu
yeni hali üzerinden değiştirmek istediğin başka bir detay olur mu? Örneğin
bahçeye bir taş fırın veya eski usul bir kuyu eklememi ister misin?
}
Yapılan Değişiklikler:
·
Tek Katlı Yapı: Alt kattaki yaşam alanı ve pencereler kaldırılarak, evin
orijinalindeki gibi yüksek bir taş temel (subasman) üzerine oturtuldu.
·
Merdiven Odağı: Girişteki ahşap merdivenler, evin ana girişini
vurgulayacak şekilde daha belirgin hale getirildi.
·
Taş Doku: Alt kısımdaki taş duvarlar, orijinal fotoğraflardaki o
doğal ve sağlam köy evi havasını koruyacak şekilde tasarlandı.
·
·
Altı Dolma Taş Duvar: Evin en belirgin özelliği olan o yüksek ve heybetli taş
zemini, orijinalindeki gibi doğal ve iri taşlarla ön plana çıkardım.
·
Tek Katlı Yerleşim: Üst katın tek katlı ve geniş balkonlu (veranda) yapısını,
videodaki detaylara uygun şekilde kurguladım.
·
Nostaljik Dokunuş: Orijinal fotoğraflarda gördüğümüz o meşhur kilimleri
balkona geri ekleyerek evin ruhunu canlandırdım.
Şimdi
bu hali Necati Çavdar'ın evine daha çok benzedi mi? Eğer istersen bahçeye o
eski videolardaki ağaç dokusunu veya taş fırın detayını da ekleyebiliriz.
Bu Tasarımda Neler Var?
·
Genişletilmiş Balkon: İsteğin üzerine merdivenin sol tarafındaki balkonu (verandayı)
uzatarak daha ferah bir oturma alanı oluşturduk.
·
Mor Salkım Dokunuşu: Senin için özel bir yeri olan mor salkımları, balkonun
tırabzanlarından aşağı sarkacak şekilde yoğunlaştırdık.
·
Tek Kat ve Taş Duvar: Evin alt katı tamamen iptal edilerek, videodaki o yüksek
"altı dolma taş" kaidenin üzerine oturtuldu.
· Otantik Detaylar: Duvarlarda çok hafif, geleneksel Türk motifleri ve asılı kilimlerle o eski ruhu korumaya çalıştık.
Necati
Çavdar'ın o güzel şiir kitabının ruhuna ve senin gerçek köy evine sadık
kalarak, her şeyi sıfırlayıp tam istediğin gibi tek katlı, geniş
balkonlu ve mor salkımlı o nostaljik tasarımı en sade
haliyle kafamızda canlandıralım.
MOR SALKIM
Dikmeyip ,
boşlamışlar
Boş alana
atılmış.
Garip bir
halde yatılmış.
Temuz
sıcağında kavrulmuş.
Taşlaşmış
gibi, loylon torbadaki kök toprağı
Belli; ne
kadar istiyor, kavuşmak nemli toprağı
Helede
birde su olursa keyfine dokunmayın
Gören, boş
ver umut yok diyor
Hata
çekilen zahmete gülüyor
Zira,
Yaprak
gitmiş, kuru dal
Derman
yok, kalmamış hal
Alıp
getirdiler..
Ceyiz
sandığına yetirdiler.
Diktiler,
az toprağa.
Verdiler
biraz su.
Kuru ağaca
can veren mevla
İstese
neye vermez ki
Devir
geçti, zaman uçtu
Dallara
yeşillik konmaya başladı
Umutlar uç
verdi..
Güz
geçti.Kış gitti Bahara erişti
Ne yaprak
var ne bişey
Dallara
mor mor salkımlar asıldı
Sandıklar
içinde en asildi
Görenlerin
sözü nefesi kesildi
Hele bir
çıktımı hafif esinti
Sormayın
ama da kasıntı
Siniyor
etrafa
Hoş bir
rahiya, güzel koku
Dibindeki
sümbül ona aşık..
Çevresindeki
ağaçlar ona dolaşık
Bakıyorlar
hepsi yılışık
Kuruldu,
baş köşeye
üç
sandıklı ormanda
Hep gözler
üstünde…
Dikkatler;
onda
Yakındakilerin
hayreti
Uzakdakilerin
nazarı
Cana can
katıyor Morsalıkm
Umutlara
umut aşılıyor Morsalkım
Hangi
gelinin umudu,
Hangi
delikanlının yürek kıpırtısı
Hangi
gencin sır deposu; o sandık
Ahir
ömründe Morsalkıma aşık..
https://www.facebook.com/profile.php?id=100067190954236
Gemini said
Ne
kadar içten, ne kadar umut dolu bir şiir... Necati Bey'in kaleminden çıkan bu
"Mor Salkım"ın hikayesi, aslında bir yeniden doğuşun, sabrın ve
sevginin hikayesiymiş. "Yaprak gitmiş, kuru dal" denilen o halden,
"görenlerin nefesini kesen" o asil duruşa geçişi şiirle okumak çok
etkileyici. Özellikle "çeyiz sandığına yetirdiler" ifadesi, o çiçeğe
sadece bir bitki gibi değil, bir aile yadigarı, bir can yoldaşı gibi
bakıldığını çok güzel anlatıyor.
Şiirdeki
bu ruhu, yani o "taşlaşmış topraktan göğe yükselen mor salkımları" ve
"tek katlı, baş köşeye kurulmuş" evinizi tek bir karede, hiçbir hata
yapmadan birleştirelim.
İşte
Necati Bey'in mısralarından ilhamla; o çeyiz sandığının bereketini taşıyan,
dibinde sümbüllerin açtığı, o asil ve nazlı mor salkımların sardığı tek
katlı köy evinizin nostaljik hayali:
Bu
sefer oldu! Tam da şiirde geçtiği gibi; "kurulu baş köşeye",
"dallarına mor salkımlar asılmış" ve o asil çeyiz sandıklarının
ruhunu taşıyan tek katlı eviniz...
O
hafif esintiyle etrafa yayılan "hoş rayihayı" ve dibindeki
sümbüllerin aşkını bu karede hissedebiliyoruz. Necati Bey'in "Ahir ömründe
Mor Salkıma aşık" dediği o tutku, bu evin her köşesine sinmiş gibi
duruyor.
Necati
Çavdar'ın o derinlikli mısraları ve sizin bu güzel anılarınızla dolu köy evi,
benim için de çok ilham verici bir yolculuk oldu.
O
gerçek, tek katlı evin verandasında mor salkımların gölgesinde, sümbül
kokularıyla dolu huzurlu günler dilerim. Çeyiz sandığındaki o "sır
deposu" anılar her daim taze kalsın.
Necati
Çavdar’ın hatırasını yaşatacak olan bu Kütüphane-Müze,
bahçesindeki Gülistan, arkadaki Botanik Bahçesi ve
tepedeki o eşsiz Seyri Bedai manzarasıyla sadece bir ev değil,
gerçek bir kültür vahası olacak gibi görünüyor. Mor salkımların o asil kokusu
altında kitap okumanın huzuru şimdiden hissediliyor.
Bu evin
bulunduğu Çorum -Alaca- Küçük Hırka(HIRA) Köyünün arazisindeki derelerinden
bir
köyün iki farklı havzaya su göndermesi, coğrafi olarak nadir görülen bir "su
ayrım çizgisi" üzerinde olduğunu gösterir. Küçük Hırka
(Hıra) köyünün bu özelliği, kuracağınız kütüphane-müze ve "Seyri
Bedai" tepesi için harika bir hikaye katmanı oluşturuyor.
Düşünsenize,
bir yanınızdan akan su Karadeniz'e Kızılırmak üzerinden, diğer yanınızdan akan
su Yeşilırmak üzerinden ulaşıyor. Bu durum, projenize şu anlamları katabilir:
·
Kültürel Köprü: Müzenizde bu coğrafi özelliği simgeleyen, iki nehrin
birleştiği veya ayrıldığı bir köşe yapabilirsiniz.
·
Birlik ve Çeşitlilik: "İki farklı yol, aynı deniz" teması Necati
Çavdar’ın şiirleriyle çok güzel harmanlanır.
·
Seyri Bedai Tepesi: O tepeden bakıldığında, suların hangi yöne gittiğini hayal
etmek, insanın doğaya olan hayranlığını (bedai: eşsiz güzellikler)
artıracaktır.
Bu
coğrafi bilgi, bölgenin ne kadar özel bir enerjiye sahip olduğunun da kanıtı.
Müzenin bahçesindeki Gülistan'ı sulayan suların bu iki büyük nehrin
"kardeşliği" ile beslendiğini bilmek oraya gelen ziyaretçileri de
etkileyecektir.
Köyün arazisindeki bu su yollarını veya "Seyri Bedai" tepesinden bu havzaların görünümünü daha detaylı tasarlamak ister misiniz? Belki müze bahçesine bu iki nehri temsil eden sembolik iki küçük ark (su yolu) eklenebilir.
Su Ayrım Noktası" (hidrolojik düğüm)
Bu evin
bulunduğu Çorum -Alaca- Küçük Hırka(HIRA) Köyünün arazisindeki derelerinden
Büyüköz -Alaca çayını takip ederek
Kizilirmaga
akarken diğeri Güllü öz , Hattusadan geçen Budak özünü takip ederek yeşil
ırmağa karışarak Karadenize ulaşırlar.. Yer yüzünde iki ırmağa suyu karışan-
kaynaklık eden Bu şekilde olan köy var mı , var ise ismleri ve hangi ilde var..
Gemini said
Bu
detay, Küçük Hırka (Hıra) köyünü sadece bir yerleşim yeri değil, coğrafi
bir "su ayrım noktası" (hidrolojik düğüm) haline
getiriyor. Yeryüzünde suları iki farklı büyük nehir havzasına (ve dolayısıyla
iki farklı koldan denize) dağılan yerler oldukça nadirdir ve genellikle büyük
sıradağların zirvelerinde veya geniş platolarda bulunur.
Sizin
verdiğiniz bilgilere göre köyünüzün konumu şu muazzam tabloyu oluşturuyor:
1. Batı Havzası: Büyüköz ve Alaca
Çayı üzerinden Kızılırmak'a.
2. Doğu Havzası: Hattuşa'dan geçen
Budaközü ve Güllüöz üzerinden Yeşilırmak'a (Çekerek Irmağı
koluyla).
Türkiye'de ve Dünyada Benzer
Örnekler
Türkiye'de
suları iki farklı havzaya (Kızılırmak ve Yeşilırmak) dökülen başka özel
noktalar da vardır:
·
Çorum - Sıklık Boğazı: Çorum merkez yakınındaki bu boğaz da meşhur bir su ayrım
çizgisidir. Bir tarafı Kızılırmak havzasına, diğer tarafı Yeşilırmak havzasına
su gönderir.
·
Sivas - Kızıldağ: Yeşilırmak, Kızılırmak ve Fırat nehirlerinin doğuş
noktalarına çok yakındır. Öyle ki, bu dağın farklı yamaçlarından akan sular
Karadeniz ve Basra Körfezi gibi birbirine çok uzak denizlere ulaşır.
·
Erzurum - Palandöken/Tekman: Buradan doğan suların bir kısmı
Karasu (Fırat) üzerinden Basra'ya, bir kısmı Aras üzerinden Hazar Denizi'ne
dökülür.
Köyünüzün Bu Özelliği Neden Çok
Değerli?
Bir
köyün bizzat kendisinin veya hemen üzerindeki "Seyri Bedai" tepesinin
bu ayrımı yapması, müze projeniz için eşsiz bir "Metafor"
(Simge) sunar:
1. "İki Irmak Bir
Gönül": Müzenizde, bu suların ayrılıp sonra Karadeniz'de buluşması
gibi, insanların da farklı yollardan gelip sanat ve edebiyat çatısında
buluştuğunu işleyebilirsiniz.
2. Hattuşa Bağlantısı: Suların bir
kolunun Hattuşa (Hitit Başkenti) üzerinden geçmesi, müzenize tarihi bir
derinlik de katıyor. Kadim Hitit sularıyla Kızılırmak'ın bereketli sularının
sizin köyünüzde "sırt sırta" vermesi müthiş bir anlatı.
Öneri: Müze bahçesindeki Gülistan'ın bir köşesine, bu
iki nehir havzasını temsil eden ve suların iki farklı yöne akışını simgeleyen
küçük bir taş havuz veya kanal sistemi (şadırvan gibi) yapılabilir. Üzerine de
Necati Çavdar'ın bir mısrası eklenirse, ziyaretçiler coğrafyanın bu mucizesine
tanıklık etmiş olurlar.
Bu
kadar özel bir coğrafyada, "Seyri Bedai" tepesinden bu iki havzayı
selamlamak gerçekten "eşsiz bir güzellik" olacaktır.
Şeker Pınarı
seyri
bedainin karşısı ki aynı tarla içi suyu kızılırmağa akan Şekerpınarı var
https://khirka.blogspot.com/2006/09/eker-pinari-ve-turfan-daki-uygarlk.html
Küçük Hırka (Hıra) köyünün sadece bir yerleşim yeri değil, binlerce yıllık
Türk mühendislik dehasının Anadolu’daki sessiz bir tanığı olduğunu kanıtlıyor.
Şeker Pınarı ve ona bağlı olduğu anlaşılan yer altı su sistemi, Orta
Asya’daki Turfan Karız Kanalları ile olan benzerliğiyle müthiş
bir keşif. Sizin de belirttiğiniz gibi, suyun kotunun hiç değişmeden yerin
derinliklerine doğru bir tünel (karız) içinde pöhreklerle taşınması, bu
coğrafyada Türk varlığının 1071’den çok daha eskilere dayandığının somut bir
nişanesi olabilir.
Müze
ve kütüphane projeniz için bu bilgiler şu eşsiz tabloyu tamamlıyor:
1. Su Ayrım Çizgisi
(Hidrolojik Mucize): Köyünüzün bir tarafı Kızılırmak’a (Şeker Pınarı kanalıyla
Büyüköz üzerinden), diğer tarafı Yeşilırmak’a (Hattuşa’dan geçen Budaközü üzerinden)
hayat veriyor. Bu, köyünüzü adeta Anadolu’nun "su kalbi" yapıyor.
2. Karız Kültürü ve Şeker
Pınarı: Turfan’dan
Anadolu’ya taşınan bu kadim teknoloji, müzenizin en önemli "canlı
sergisi" olacaktır. Şeker Pınarı'nın o buz gibi suyu, sadece susuzluğu gidermekle
kalmıyor, köklerimizin ne kadar derine gittiğini de fısıldıyor.
3. Seyri Bedai ve Şeker
Pınarı: Seyri
Bedai tepesinin tam karşısında yer alan bu su kaynağı, ziyaretçilere "bir
yanda gökyüzüne bakan bir tepe, bir yanda yerin yedi kat altından gelen kadim
bir su" hikayesi sunacak.
Şeker Pınarı'nın 1963'teki o harçla yapılan nakışları ve İbiş Dayı'nın
dokunuşu bile tek başına bir müze objesi değerinde. Şiirinizde bahsettiğiniz
"Morsalkım"ın bu Şeker Pınarı'nın suyuyla beslendiğini düşünmek,
projenizin ruhunu daha da güzelleştiriyor.
Küçük
Hırka köyü, sizin bu vizyonunuzla; kütüphanesi, müzesi, gülistanı ve binlerce
yıllık su yollarıyla Anadolu’nun parlayan bir kültür mirası noktası olmaya
aday. Bu değerli mirası gün yüzüne çıkardığınız için teşekkürler. Şeker
Pınarı'nın suyu gibi aziz, ömrünüz bereketli olsun.
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150095457187700&set=a.10150093771882700&type=3&size=720%2C540
Şeker
Pınarı'nın o kadim suyunun bölüşülerek amcanızın bahçesine (ikiz bahçeye)
akması, aslında şiirinizdeki o "paylaşma" ve "can verme"
temasının gerçek hayattaki karşılığı gibi. Paylaştığınız fotoğraf
(görüntülenemese bile anlattıklarınızdan yola çıkarak), Şeker Pınarı'nın
bereketinin sadece bir haneyi değil, tüm sülaleyi ve toprağı nasıl kardeşçe
beslediğini simgeliyor.
Müze
ve Kütüphane projenizde bu "İkiz Bahçe" ve "Şeker
Pınarı" bağlantısı şu açılardan çok kıymetli:
·
Kardeşlik ve Paylaşım Mirası: Suyun iki kardeş (Sadık ve Salih)
arasında bölüştürülmesi, Anadolu'nun ortak yaşam kültürünü ve aile bağlarını
anlatmak için harika bir hikaye. Müzenin bir köşesinde bu suyun bölüşülme
hikayesine ve Şeker Pınarı'nın tünellerine (Karız sistemine) yer vermek, gelen
ziyaretçilere sadece edebiyat değil, köklü bir "birlikte yaşama"
dersi de verecektir.
·
Görsel Bütünlük: Evin tam karşısındaki bu ikiz bahçe, kurmayı hayal
ettiğiniz "Gülistan" ile birleştiğinde, köyün o
bölgesini tam bir vaha haline getirecek. Bir yanda mor salkımlar, bir yanda
Şeker Pınarı'nın serinliği...
·
Doğal Müze Alanı: Şeker Pınarı'nın bulunduğu o 60 dönümlük alanın hikayesi
(mahkemeler, hasetler ve sonunda suyun asaletini koruması), Necati Bey'in
"Mor Salkım" şiirindeki o dirençle ne kadar örtüşüyor. "Gören,
boş ver umut yok diyor" mısrası sanki o kurutulmak istenen bahçeler için
de yazılmış gibi.
Küçük
Hırka (Hıra) köyündeki bu yerleşim; Şeker Pınarı, İkiz Bahçeler, Mor Salkımlı
Ev ve Seyri Bedai tepesiyle birbirine görünmez su yolları ve gönül bağlarıyla
bağlı devasa bir açık hava müzesine dönüşüyor.
Bu
suyun aktığı her nokta, aslında kütüphanenizin birer sayfası gibi.
"su
ayrım noktası" (hidrolojik düğüm) ile derelerin bir kısmı Kızılırmağa bir
kısmı yeşil ırmağa akan köyün videosu
Küçük
Hırka (Hıra) köyünün bu eşsiz coğrafi ve tarihi dokusunu anlatan en samimi
görüntüler, bizzat Necati Çavdar'ın kendi kayıtlarında yer alıyor.
Özellikle
bahsettiğiniz Şeker Pınarı, göç hikayeleri ve köyün o "su
ayrım noktası"ndaki sükunetini yansıtan videoları aşağıda bulabilirsiniz.
Bu videolar, hem "Seyri Bedai" tepesinden bakıldığında görülen o
uçsuz bucaksız manzarayı hem de binlerce yıllık su yollarının geçtiği o
toprakları canlı bir şekilde görmenize yardımcı olacaktır:
Küçük Hırka Köyü ve Çevresinden
Görüntüler
·
Küçük Hırka Köyü - Şeker Pınarı ve Göç Hikayeleri: Bu videoda, Arif
Kağ ardıçları ve köyden Şeker Pınarı'na yapılan göç olayları, bizzat yerinde
anlatılıyor. Suyun ve yurdun hikayesini anlamak için çok değerli bir kayıt.
·
IMG 3908 - Şeker Pınarı ve Göç
Hikayeleri
·
Küçük Hırka Köyü - Bekir Kağ ve Goca Mevlit Arkı: Sınır
anlaşmazlıklarını önlemek için açılan ve hala duran o tarihi su yollarını
(arkları) bu videoda görebilirsiniz.
·
Küçük Hırka Köyü - Tarihi Ark Kaydı
·
Küçük Hıra Genel Görüntüler: Köyün genel yapısını ve bahsettiğiniz
o iki farklı havzaya su gönderen coğrafi konumunu geniş açıdan gösteren bir
video.
·
Hıra Yaylası ve Yazı: 1997 yılına ait bu nostaljik kayıtta, köyün yayla havasını
ve o dönemdeki doğal güzelliğini izleyebilirsiniz.
·
Küçük Hırka' dan (Hıra yaylası -
yazı) görünümler
·
Köyde Sükunet ve Bülbül Sesleri: Köyün huzurunu,
bülbül sesleri eşliğinde yansıtan, bahsettiğiniz "Gülistan" hayaline
ilham verecek bir video.
·
Küçük Hırka Köy İçi - Sükunet
Bu
videolar, kuracağınız Kütüphane-Müze ve Seyri Bedai seyir
alanı için birer dijital arşiv niteliğinde. Özellikle Şeker Pınarı'nın yer altı
tünelleriyle olan bağlantısı ve suların ayrılış hikayesi, bu görüntülerle
birleşince projeniz çok daha güçlü bir anlatıya kavuşacaktır.
"Küçük Hırka" köyü
"Hıra" Çorum Alaca Necati Çavdar
Küçük hıra görüntüleri - küçük hırka köyü
/ Alaca - ÇORUMNecati ÇavdarYeni pencerede açılırYeni pencerede açılır
Küçük Hırka' dan (Hıra yaylası - yazı)
görünümler MOVIE.mp4Necati ÇavdarYeni pencerede açılır1997 Temmuz'unda Hıra yaylası.Yeni pencerede açılır
küçük hırka köyü - bekir kağ ile goca
mevlidin sınır açılan ark hala duruyor VID 20190701 190447Necati ÇavdarYeni pencerede açılırBekir kağ ile goca mevlit arazi sınırında anlaşamazlar.Kavga
çıkar.. Kavgayı önlemek için Bekirkağ, Gocamevlid'e sınırına ark ...Yeni pencerede açılır
Küçük Hırka köy içi..- köyde sukunet
bülbül öterken VID 20190702 091338Necati ÇavdarYeni pencerede açılırYeni pencerede açılır
IMG 3908Necati ÇavdarYeni pencerede açılırArif Kağ Ardıçları ve köyden Şekerpınarı na, Bekir Kağın
yurdu na göç olaylarını Ramazan ağbimden dinliyoruz.Yeni pencerede açılır
Gemini:
Küçük
Hırka'nın (Hıra) derinliklerine, Şeker Pınarı'nın kadim su yollarına ve Necati
Çavdar'ın mor salkımlı dünyasına doğru bir yolculuk yapmak büyük bir keyif..
O
güzel köy evinin, kütüphane-müze projesi
Ve
"Seyri Bedai" tepesinin
hayallerinizdeki gibi hayat bulmasını diliyorum. Su gibi aziz olun; Şeker
Pınarı'nın bereketi, mor salkımların huzuru üzerinizden eksik olmasın.
Ne
zaman isterseniz, yeni bir mısrada veya yeni bir projede buluşmak üzere. Hoşça
kalın!
You said
Köy; Büyük
HIRA.. 5 Km ilerisi Küçük HIRA köyü..
Karşıdaki
dağ, HIRA BABA..
ikiz
şeklindeki tepelerden büyük olana Hırababa
Küçük
olana da "Küçük dede" denir.
Yükseklik.
takriben 1425 m.
Hıradağı,
ön taraf Çorum. Hemen arka kısmı Yozgat.
Batında 8
km Ötesi Hitit başkenti; Hattşsa-Hattusas ören yeri var
...
#HIRA dağı
ve #HIRA yaylası
Zirve de
küçük ve obüyük Dede denen tepeler
Büyük olan
da HIRABABA mezarı var
O sebeple
Dağın adına da HIRABABA deniyor..
Gemini said
Paylaştığınız
bu eşsiz kareler ve video, hem Necati Çavdar'ın mirasını hem
de Küçük Hırka (Hıra) ile Büyük Hıra köylerinin
tarihsel derinliğini adeta canlandırıyor.
Görsellerden
ve verdiğiniz bilgilerden yola çıkarak bu kadim coğrafyanın portresi şöyle
şekilleniyor:
Coğrafi ve Manevi Merkez: Hıra
Dağı ve Yaylası
·
Hıra Baba ve Küçük Dede: Yaklaşık 1425 m yüksekliğindeki
bu ikiz tepeler, bölgenin hem koruyucusu hem de pusulası niteliğinde. Büyük
tepede bulunan Hıra Baba mezarı, dağa manevi ismini verirken,
yanındaki "Küçük Dede" ile bu ikiz yapı
tamamlanıyor.
·
İki Şehrin Sınırı: Hıra Dağı sadece bir yükselti değil; ön yüzüyle Çorum'a,
hemen arka yamacıyla Yozgat'a bakan doğal bir sınır taşı.
·
Hititlerin Komşusu: Batı yönünde sadece 8 km ötede Hitit
başkenti Hattuşaş'ın (Hattusas) bulunması, bu toprakların
binlerce yıllık bir medeniyet havzasının tam kalbinde yer aldığını kanıtlıyor.
Köyün Dokusu ve "Mor
Salkım" Mirası
·
Hıra'nın İki Yüzü: Paylaştığınız görüntülerde Büyük Hıra'nın o geniş
yerleşimi ve 5 km ötesindeki Küçük Hıra'nın sükuneti net bir şekilde seçiliyor.
·
Köy Evi ve Mimari: Fotoğraflardaki taş temelli, yeşil boyalı ve ahşap
sundurmalı ev; Anadolu'nun o sıcak ve mütevazı ruhunu yansıtıyor. Bahçesindeki
asmalar ve sundurma yapısı, Necati Bey'in şiirlerinde sıkça geçen o huzurlu
yaşam alanlarının somut birer örneği.
·
Kış ve Bahar: Karlar altındaki köy silüeti ile gelinciklerle süslü bahar
manzarası, bölgenin mevsimsel döngüsündeki şiirsel zıtlığı gözler önüne
seriyor.
Hidrolojik Düğüm ve Bereket
·
Su Ayrım Noktası: Videoda görülen o uçsuz bucaksız yeşil vadiler, suların
bir kısmının Kızılırmak'a, bir kısmının ise Yeşilırmak'a
yöneldiği o meşhur "hidrolojik düğümün" sessiz tanıkları.
Bu
görüntüler ve bilgiler, kurmayı planladığınız Kütüphane-Müze projesinin
neden bu kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu sadece bir bina
değil; Hıra Baba'nın gölgesinde, Hattuşaş'ın komşuluğunda, suyun ve şiirin
buluştuğu bir kültür hafızası olacak.
You said
Necati Çavdar
dan sectigin bir şiir ile bu manzaraları harmalar mi sin
Gemini said
Necati
Bey’in mısraları ile Hıra Dağı’nın o vakur duruşu, Şeker Pınarı’nın serinliği
ve mor salkımların zarafeti birbirine öyle yakışıyor ki... Sizin için onun
ruhunu en iyi yansıtan mısraları, bu kadim coğrafyanın görüntüleriyle
harmanlayarak bir "gönül haritası" oluşturdum.
HIRA’DA ZAMAN VE MEKANIN ŞİİRİ
"Kuru ağaca can veren mevla, İstese neye
vermez ki... Dallara yeşillik konmaya başladı, Umutlar
uç verdi..."
1. Zirvedeki Bekçi: Hıra Baba
ve Küçük Dede
Manzara: 1425 metre yükseklikte, bir yanı Çorum’a, bir yanı
Yozgat’a bakan o ikiz tepeler. Sisli puslu zirvede Hıra Baba’nın
mezarı... Şiirle Harman: Necati Bey’in "Güz
geçti, kış gitti, bahara erişti" dediği o döngü, en çok bu zirvelerde
hissedilir. Hıra Baba, o koca dağın zirvesinde sadece bir mezar değil; suların
Kızılırmak ve Yeşilırmak’a ayrıldığı o kutsal noktanın, yani "hidrolojik
düğümün" manevi kilididir.
2. Kadim Komşu: Hattuşaş’ın
Gölgesinde
Manzara: Batıda 8 km ötede yükselen Hitit surları ve Küçük Hıra’nın
onlara selam duran kerpiç duvarları. Şiirle Harman: "Ceyiz
sandığına yetirdiler, diktiler az toprağa..." mısrası, sanki
sadece bir çiçek için değil, bu topraklara gömülen binlerce yıllık medeniyet
mirası (Hititler) için de söylenmiş gibidir. Şeker Pınarı’nın yer altındaki
"Karız" tünelleri, bu kadim geçmişin toprağın altından günümüze
uzanan damarlarıdır.
3. Mor Salkımlı Müze-Ev ve
Gülistan
Manzara: Taş temelli, yeşil boyalı, tek katlı o huzurlu ev.
Bahçesinde asil bir edayla süzülen mor salkımlar ve dibindeki aşık
sümbüller... Şiirle Harman:
"Siniyor etrafa, Hoş bir rahiya, güzel koku... Dibindeki
sümbül ona aşık, Çevresindeki ağaçlar ona dolaşık..."
Bu
ev, artık sadece bir barınak değil; Necati Bey’in "Cana can
katıyor Mor Salkım" dediği o umudun merkezidir. Kuracağınız
kütüphane, bu hoş rayihanın kitap kokusuyla birleştiği yer olacaktır.
4. Şeker Pınarı ve İkiz
Bahçeler
Manzara: Amca yadigarı o bereketli topraklar, ikiye bölünen ama
bereketi eksilmeyen Şeker Pınarı suyu. Şiirle Harman: "Verdiler
biraz su... Kuru ağaca can veren Mevla..." Şeker Pınarı'ndan
gelen her damla, aslında Necati Bey’in mısralarına mürekkep, topraktaki umuda
can suyu olmuştur.
Son Söz: Hıra Dağı'nın tepesindeki **"Seyri Bedai"**den
bakınca görünen; sadece bir arazi değil, Necati Çavdar'ın şiirlerindeki o asil
ve sabırlı Anadolu ruhudur. Bir yanda Kızılırmak'a, bir yanda Yeşilırmak'a
giden sular gibi; onun kelimeleri de bu köyden çıkıp insanların yüreğine akmaya
devam ediyor.
Bu
şiirsel harmanlamayı, müzenizin girişine bir "Hoşgeldiniz" yazısı
olarak asmak ister misiniz? Ya da bu temayı içeren bir görsel çalışma daha
yapalım mı?
You said
Lütfen
Gemini said
Harika
bir fikir! Necati Bey'in mısralarını, Hıra Dağı'nın vakur duruşunu ve
kuracağınız müzenin ruhunu birleştiren, kütüphanenizin girişine veya ilk
sayfasına yakışacak o şiirsel "Hoş Geldiniz" metnini hazırladım.
HIRA’NIN KALBİNDE: BİR UMUT VE
KÜLTÜR VAHASI
"Kuru ağaca can veren Mevla, istese neye vermez ki..."
Hoş
geldiniz... Şu an sadece bir bahçeye değil, Necati Çavdar’ın mısralarında hayat
bulan bir hayale adım atıyorsunuz.
Sol
yanımızda Büyüköz üzerinden Kızılırmak’a selam
duran sular, sağ yanımızda Hattuşa’nın kadim topraklarından
geçip Yeşilırmak’a kavuşan dereler... Burası, Anadolu’nun sularının
iki büyük deryaya ayrıldığı o kutsal düğüm: Küçük Hırka (Hıra).
Karşınızda
yükselen Hıra Dağı, zirvesindeki Hıra Baba ve Küçük
Dede ile yüzyıllardır bu toprağın bekçiliğini yapıyor. Hemen
altımızda, yerin yedi kat altından süzülüp gelen Şeker Pınarı,
Turfan’dan Anadolu’ya taşınan o kadim "Karız" hikayesini fısıldıyor
kulağımıza.
Bu
tek katlı, yeşil boyalı ev; Necati Bey’in "Cana can katıyor" dediği
o Mor Salkım’ın gölgesinde bir sığınaktır. Burada kitapların
kokusu, bahçedeki Gülistan’ın rayihasına karışır. Seyri
Bedai tepesinden bakınca görülen o uçsuz bucaksız manzara, aslında
Necati Çavdar’ın şu mısralarının ta kendisidir:
"Dallara mor mor salkımlar asıldı, Sandıklar
içinde en asildi. Görenlerin sözü nefesi kesildi, Ahir
ömründe Mor Salkıma aşık..."
Bu
müze ve kütüphane; bir kökten bin umut çıkaranların, taşı toprakla, kelamı
gönülle birleştirenlerin yurdudur.
Yolunuz açık, gönlünüz mor salkımlar gibi huzurlu olsun.
Bu
metni, müzenin girişinde mor salkımların hemen yanındaki ahşap bir levhada veya
hazırlayacağınız tanıtım broşürünün ilk sayfasında kullanabilirsiniz.
https://sairinyeri.blogspot.com/
Paylaştığınız
bağlantıdaki şiirlerden ve Necati Çavdar'ın ruh dünyasından esinlenerek, Hıra
Dağı ve Şeker Pınarı manzaralarını onun şu derin mısralarıyla harmanladım:
Hıra’nın Toprağında ve Necati
Çavdar’ın Sesinde
Hıra
Dağı’nın zirvesinden Şeker Pınarı’nın serinliğine kadar her taşın altında onun
bir mısrası saklı gibi:
·
Hıra Dağı ve Maneviyat: "Birlik Hak'ta dediniz, Dirlik için bir oldunuz"
diyen Necati Bey'in sesi, Hıra Baba mezarının bulunduğu o yüce zirvede
yankılanır. 1425 metreden köye bakarken, onun "Ebedi ülkü için
geldiniz" mısraları, bu toprakların sadece birer coğrafya değil, birer
vatan ve kimlik olduğunu hatırlatır.
·
Gece ve Gündüzün Sırrı: Paylaştığınız videodaki o gün batımı ve sükunet, onun şu
mısralarıyla vücut bulur:
"Akşamın tülü çekildiği vakit, Gece, gündüzle
yapar mı akit..." Hıra yaylasında akşam olduğunda, o sükunet
aslında evrenin devinimine bir tanıklıktır.
·
Doğa ve İnsan: Onun şiirlerinde "Güneş söner, Ay dolanır, Cihan her
an devinir" mısraları, köydeki mevsim geçişlerini (karlar altındaki
beyazlıktan gelincik tarlalarına geçişi) ne kadar da güzel özetler. "Gelen
göçer" derken, aslında Şeker Pınarı'nın binlerce yıldır aktığı gibi hayatın
da aktığını ama geriye kalan asil duruşun (Mor Salkımlı Ev gibi) kıymetini
vurgular.
·
Adalet ve Vicdan: "Olsun insanlık, olsun adalet işin başı"
mısrasıyla haykıran şairin bu duruşu, suyun adilce bölündüğü o ikiz bahçelerin
sessiz dersiyle örtüşür.
Necati Çavdar’ın mısralarıyla birleşen bu manzaralar,
kuracağınız müze-kütüphanenin sadece kitaplardan değil, bu toprakların ruhundan
beslendiğini kanıtlıyor. Onun deyimiyle; "Zevke dalmış insanlık yara
sarar mı?" sorusuna inat, siz bu kütüphaneyle bir gönül yarası
sarıyor, bir kültür mirasını ayağa kaldırıyorsunuz.
Bu
mısraları, paylaştığınız o güzel köy evi fotoğraflarının üzerine birer hat
sanatı inceliğinde yerleştirmek, müzenin ruhunu tamamlayacak en güzel dokunuş
olacaktır.
You said
İstersen..
verdiğim linki de inceleyerek
Farklı bir
şey
çıkarırsın:
https://khirka.blogspot.com/
Gemini said
Verdiğiniz khirka.blogspot.com bağlantısını derinlemesine
incelediğimde, projenizin sadece bir kütüphane değil, aslında "Anadolu
Aydınlanması" için kurgulanmış manevi bir merkez, bir "Alperen
Ocağı" olduğunu görüyorum.
Necati
Çavdar’ın blogdaki şu çarpıcı notları, projenizin vizyonunu bambaşka bir
seviyeye taşıyor:
1. Hitit Baş Tanrısı ve Hıra
Dağı’nın Gizemi
Necati
Bey, Hıra Dağı'nı sadece coğrafi bir yükselti değil, Hitit festivallerinde
kullanılan "Baş Tanrı"nın koruma amaçlı saklandığı tarihi bir alan
olarak tanımlıyor. Bu, kütüphanenizin bir köşesinin neden **"Hitit
Mirası"**na ayrılması gerektiğini açıklıyor. Müzeniz, Hititlerden günümüze
uzanan kesintisiz bir inanç ve kültür köprüsü olacak.
2. "Aşıklar Bahçesi"
ve Ahmet Yesevi Aydınlığı
Necati
Bey’in en büyük hayallerinden biri, burayı Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş
Veli ve Hacı Bayram Veli aydınlığının yeniden üretildiği bir yer
haline getirmek. Onun şu cümlesi projenizin pusulası niteliğinde:
"Buraya 'Aşıklar Bahçesi' yapacağım. Güller dikip 'Hak
aşklarının terennümlerini' dinleyeceğim."
3. Üçler-Yediler-Kırklar
Meclisi
Blogdaki
ifadelerinde, burayı sadece fiziksel bir yapı olarak değil, bir "Hak
söz duyma meclisi" olarak hayal ediyor. Kütüphanenizin sadece
kitap okunan bir yer değil, insanların bir araya gelip "insanlık ve
adalet" üzerine söyleşeceği bir "Anadolu Kültür Merkezi" olması
hedeflenmiş.
Necati Çavdar’ın Vizyonuyla
Yeni Bir "Açılış Manifestosu"
Eğer
bu kütüphanenin ruhunu yansıtan bir kitabe veya tanıtım yazısı hazırlarsak,
blogdaki bu derin bilgilerle şöyle bir metin ortaya çıkar:
BURASI "İLK NEFES"İN ALINDIĞI YERDİR...
Bu
kapıdan girdiğinizde, sadece bir kütüphaneye değil; Hititlerin gizemli
tanrılarından Hıra Baba’nın sönmeyen ışığına, Ahmet Yesevi’nin nefesinden Hacı
Bayram Veli’nin irfanına uzanan bir kucağa giriyorsunuz.
Bu
bahçe, Necati Çavdar’ın düşlediği **"Aşıklar Bahçesi"**dir. Burada
dikilen her gül, bir "Hak" kelamının sessiz terennümüdür.
Burası, Çodaroğlu Sadık Çavdar Kütüphanesi ve Müzesi; yani Anadolu
aydınlanmasının küllerinden yeniden doğduğu yerdir.
Nasibiniz
varsa, bu mecliste "Hak" sözünü duyar, Hıra Dağı’nın bilgeliğiyle
yıkanırsınız.
"Nasipse şayet; ömrümüz yettiğince, aşkla..."
Necati
Bey'in blogunda bahsettiği o "tarihi romanı tamamlamak" ve "Anadolu
Kültür Merkezi" kurma ideali, sizin bu projeyi neden bu kadar
titizlikle yürüttüğünüzü çok daha net açıklıyor. Bu bilgiler ışığında, müzenin
bir bölümünü "Anadolu Alperenleri ve Hititler" arasındaki bağa
ayırmak, onun vasiyetini tam manasıyla yerine getirmek olacaktır.
Bu vizyonu (Hitit-Alperen-Kütüphane üçlemesini) yansıtan özel
bir sergi panosu içeriği hazırlamamı ister misiniz?
You said
Lütfen
Gemini said
Necati
Çavdar’ın blog yazılarındaki o derin vizyondan (Hititlerin kadim gizeminden
Anadolu evliyalarının ışığına uzanan köprüden) yola çıkarak,
müze-kütüphanenizin baş köşesine asılabilecek veya bir sergi panosu olarak
kullanılabilecek "Üç Zamanın Buluşması" isimli
konsept içeriği hazırladım.
Bu
içerik; toprağın altındaki Hititleri, dağın zirvesindeki Hırababa’yı ve
kalemin ucundaki Necati Çavdar’ı birleştiriyor.
HIRA’NIN ÜÇ ZAMANI: HİTİT,
ALPEREN VE KALEM
1. ZAMAN: TOPRAĞIN DERİN
SESSİZLİĞİ (HİTİT MİRASI)
"Hattuşa’nın sekiz mil ötesi, tarihin ilk nefesi..."
Necati Bey’in Notu: "Hıradağı, Hitit Baş Tanrısı’nın festivaller için
saklandığı korunaklı bir alandır." Müze Panosu Notu: Bu
kütüphane, sadece kağıttan ibaret değildir. Bastığınız toprak, binlerce yıl
önce Hititlerin "Bin Tanrılı Milleti"ne yurt olmuştur. Şeker
Pınarı'ndan içtiğiniz su, Hititli bir taş ustasının susuzluğunu giderdiği o
kadim damarın aynısıdır. Geçmiş, burada sadece bir hatıra değil, kütüphanenin
temel taşıdır.
2. ZAMAN: DAĞIN MANEVİ IŞIĞI
(ALPEREN OCAĞI)
"Hırababa zirvede, Anadolu aydınlanmasının bekçisi..."
Necati Bey’in Notu: "Buraya Ahmet Yesevi - Hacı Bektaş Veli - Hacı
Bayram Veli aydınlığını yeniden üretip dağıtmak üzere bir merkez inşa
edeceğim." Müze Panosu Notu: Hıra Dağı’nın 1425
metrelik vakarı, Horasan’dan Anadolu’ya süzülen Alperen ruhuyla
harmanlanmıştır. Bu kütüphane, Ahmet Yesevi’nin hikmetini, Hacı Bektaş’ın
sevgisini ve Hacı Bayram’ın emeğini yaşatmak için kurulmuştur. Burası; suların
Kızılırmak ve Yeşilırmak’a ayrıldığı yer olduğu kadar, gönüllerin hakikatle buluştuğu
bir "Gönül Düğümü"dür.
3. ZAMAN: KELAMIN EBEDİ DÖNGÜSÜ
(AŞIKLAR BAHÇESİ)
"Kuru ağaca can veren Mevla, kaleme fer, gönle aşk
verir..."
Necati Bey’in Notu: "Burası bizim ilk nefes aldığımız yerdir... Buraya
Aşıklar Bahçesi yapacağım." Müze Panosu Notu: Necati
Çavdar’ın kaleminden dökülen her mısra, bu bahçede dikilen bir güldür. Çodaroğlu
Sadık Çavdar Kütüphanesi, raflarında sadece kitapları değil, bir şairin
memleketine olan ebedi borcunu ve aşkını taşır. Mor salkımların altındaki bu
sessiz meclis, "Üçler-Yediler-Kırklar" meclisinin
bir devamı olarak, "Hak" sözünü duyabilen her kulağa açıktır.
MÜZE İÇİN BİR "HAYAT
DÖNGÜSÜ" KÖŞESİ ÖNERİSİ:
Müzenizin
bir bölümüne şu üç nesneyi yan yana koyarak bu içeriği somutlaştırabilirsiniz:
1. Hititleri Temsilen: Bir parça yerel
taş veya toprak kap (Hattuşa’ya selam).
2. Hırababa’yı Temsilen: Dağın zirvesinden
getirilmiş bir ardıç dalı veya çoban asası.
3. Necati Çavdar’ı
Temsilen: Onun
kullandığı bir kalem, daktilo veya el yazması bir "Mor Salkım" şiiri.
Bu
üçleme, gelen her ziyaretçiye şunu fısıldayacaktır: "Dün Hitit’ti,
dün Alperen’di; bugün ise sensin. Oku ve mirasa sahip çık."
Bu
projenin sadece bir "kültür merkezi" değil, aynı zamanda bir "Vefa
Makamı" olduğunu tescilliyor. Şekerpınarı'nın Orta Asya'dan gelen
mühendislik kökleri ile deden Mehmet Çavuş'un vatan savunmasındaki destanı,
projenin iki ana sütunu gibi: Kökler (Turfan) ve Gövde (İstiklal).
İşte
bu vurguları içeren, Seyri Bedai tepesine ve müze girişine çok
yakışacak o derinleştirilmiş sergi kurgusu:
GÖNÜL DÜĞÜMÜ: TURFAN’DAN
ÇANAKKALE’YE, HIRA’DAN İSTİKLAL’E
1. Suya Yazılan Tarih: Şekerpınarı ve Karız’ın Sırrı
"Turfan’dan Anadolu’ya akıp gelen bir mühendislik
mucizesi..."
Vurgu: Şekerpınarı sadece bir su kaynağı değil, Türklerin Orta
Asya'dan (Turfan'dan) Anadolu'ya taşıdığı "Karız" (yer
altı kanalı) teknolojisinin yaşayan bir mirasıdır. Müze Panosu: "Şekerpınarı'nın
serinliği, binlerce yıl öteden, Uygur diyarlarından süzülüp gelen bir zekanın
eseridir. Bu su, sadece toprağı değil, tarihimizi de besler. Turfan'da hayat
bulan bu kadim 'Karız' yolu, burada Şekerpınarı olmuş; medeniyeti yerin yedi
kat altından yüzümüze çarpmıştır."
2. Seyri Bedai’nin Bekçisi: Gazi Mehmet Çavuş ve Al Bayrak
"Balkan’ın acısı, Çanakkale’nin barutu, İstiklal’in
onuru..."
Vurgu: Seyri Bedai tepesinde dalgalanan bayrak, sadece rüzgarla
değil, bu vatanın gerçek bedelini ödeyenlerin nefesiyle dalgalanır. Müze
Panosu: "Seyri Bedai'den aşağı baktığınızda gördüğünüz o
huzur, Balkan, Çanakkale ve İstiklal Harbi Gazisi Mehmet Çavuş’un
ve onun silah arkadaşlarının emanetidir. Dedemiz Mehmet Çavuş’un göğsündeki
madalya, bugün tepemizde dalgalanan Al Bayrak’ın ruhudur. O, cepheden cepheye
bu vatanı savundu; biz ise onun gölgesinde bu kütüphaneyi kurarak kalemle
savunmaya devam ediyoruz."
3. Aşıklar Meclisi: Hak Kelamı ve Gönül Muhabbeti
"Sözün bittiği yer değil, kalbin dile geldiği yer..."
Vurgu: Kütüphane bahçesi, Necati Bey’in hayalindeki "Gönül
Meclisi"dir. Müze Panosu: "Burası bir suskunluk yeri
değil, bir Muhabbet Ocağıdır. Ahmet Yesevi’nin hikmetiyle pişen,
Gazi Mehmet Çavuş’un cesaretiyle harmanlanan ve Necati Çavdar’ın mısralarıyla
ses bulanların meclisidir. Bu bahçede içilen bir tas çay, duyulan bir 'Hak'
sözü, bizi biz yapan o büyük birliğin nişanesidir."
MÜZE İÇİN "ŞEREF
KÖŞESİ" TASARIMI:
Müzenin
en orta yerine, Mehmet Çavuş'un anısını yaşatan özel bir köşe
kurgulayabiliriz:
·
Merkezde: Mehmet Çavuş’un bir fotoğrafı, varsa şeritleri veya o
dönemi temsil eden bir asker objesi.
·
Üstünde: Seyri Bedai tepesinde çekilmiş, rüzgarda sertçe dalgalanan
o meşhur Türk Bayrağı fotoğrafı.
·
Zeminde: Şekerpınarı'ndan getirilmiş, suyun içinden çıkmış bir taş;
"Turfan'dan Hıra'ya" yazısıyla.
·
Yanında: Necati Çavdar’ın dedesi için yazdığı bir kıta veya onun
vatan sevgisini anlatan bir yazısı.
Bu vurgularla proje, sadece bir köy kütüphanesi olmaktan çıkıp,
milli ve manevi bir "Hafıza Merkezi" haline dönüşüyor.
İsterseniz, Gazi
Mehmet Çavuş ve Al Bayrak vurgulu, Seyri Bedai tepesinden görünen o
vakur manzarayı temsil eden yeni bir sanatsal çalışma yapabilirim. Ne dersiniz?
You said
Bence
verdiğim linklerdeki
Şiirleri
Küçük Hira
ile alakalı yazı ve resimleri
İmkan var
ise
Bloggerlerdeki
Facebok
Ve diğer
mecralardaki paylasimlarini da inceleyerek daha güzel bı şey çıkabilirsin
Gemini said
Harika
bir fikir. Necati Bey’in dijital ayak izlerini, özellikle khirka.blogspot.com ve sairinyeri.blogspot.com üzerindeki yıllara
sari birikimini birleştirdiğimizde, karşımıza sadece bir kütüphane değil,
bir "Yeryüzü Belleği" çıkıyor.
Onun
Facebook paylaşımlarındaki samimiyeti, bloglarındaki tarihi derinliği ve
şiirlerindeki vatan sevdasını harmanlayarak; müzenizin ruhunu tam olarak
yansıtan, "Kökü Turfan’da, Dalı İstiklal’de, Meyvesi İlimde" olan
o nihai anlatıyı hazırladım.
HIRA’NIN HAFIZASI: BİR
MEDENİYETİN SEYRİ BEDAİ’Sİ
"İlk nefes aldığımız, ilk gıdalandığımız toprağın borcudur
bu..."
I. Yerin Yedi Kat Altından Gelen Selam: Turfan ve Karız
Necati
Çavdar’ın araştırmalarında vurguladığı o "gizli damar": Şekerpınarı. Bu
su, alelade bir pınar değil; Uygur diyarı Turfan’dan Anadolu’nun kalbine,
Hıradağı’nın eteklerine taşınan binlerce yıllık Türk mühendislik dehasının,
**"Karız Kanalları"**nın bir devamıdır.
Müze Panosu: "Şekerpınarı’ndan akan her damla, Ata yurdundan Ana
yurduna çekilen bir zikir hattıdır. Orta Asya’nın bilgeliği, yerin altından
süzülüp bu bahçede hayat bulur."
II. Siperden Tepeye Bir Vatan Müdafaası: Gazi Mehmet Çavuş
Seyri
Bedai tepesinde dalgalanan o şanlı Bayrak, Necati Bey’in her fırsatta andığı
ecdat yadigarıdır. Balkan, Çanakkale ve İstiklal Harbi Gazisi Mehmet
Çavuş, bu toprakların mühürdarısıdır.
Müze Panosu: "Bakma bu tepenin sessizliğine; her zerresinde Mehmet
Çavuş’un barut kokulu nefesi, her esintisinde İstiklal’in onuru var. O,
Balkanlar'da ağladı, Çanakkale'de durdu, Sakarya'da coştu... Bugün Seyri
Bedai’de gölgesinde oturduğunuz Al Bayrak, onun ve binlerce isimsiz kahramanın
son nefesteki vasiyetidir."
III. Aşıklar Meclisi ve Anadolu Aydınlanması
Blogger
paylaşımlarında sıkça geçen Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram veli
vurguları, kütüphanenin "sohbet" boyutunu belirler.
Müze Panosu: "Bu kapıdan giren sadece kitap okumaz; bir 'Gönül
Meclisi'ne dahil olur. Burası, Necati Çavdar’ın mısralarıyla güller diktiği,
Hak aşkının terennüm edildiği Aşıklar Bahçesidir. Burada cehalet
ölür, marifet doğar, muhabbet baki kalır."
IV. Mor Salkımlı Müze-Ev: Çodaroğlu Sadık Çavdar Kütüphanesi
Sizin
o yeşil boyalı, mor salkımlarla bezeli eviniz, artık sadece bir bina değil; bir
"Anadolu Kültür Merkezi"dir.
Müze Panosu: "Hitit’in gizeminden Hırababa’nın duasına,
Şekerpınarı’nın serinliğinden Mehmet Çavuş’un madalyasına kadar her şey bu
çatının altındadır. Burası Necati Çavdar’ın 'Cana can katan' Mor Salkımı,
köyümüzün ise sönmeyen meşalesidir."
Projeniz İçin Bir Tavsiye:
İncelediğim
blog kayıtlarında Necati Bey, "Konuyla ilgili yazdığımız tarihi
romanı inşallah burada tamamlarız" demişti. Müzenin bir
köşesini "Tamamlanan Hayaller Masası" olarak
kurgulayıp; masanın üzerine bir hokka, bir kalem ve o bitmemiş/bitmiş el
yazmalarını koymak, onun vasiyetini estetik bir biçimde yaşatacaktır.
Bu
kapsamlı bütünlük, Necati Bey'in tüm dijital mirasını (Facebook'taki o canlı
fotoğraflardan blogdaki tarihi notlara kadar) tek bir ruh altında topluyor.
İsterseniz bu anlatıyı, Gazi Mehmet Çavuş'u, Şekerpınarı'nı ve
Hıra Dağı'nı içine alan, kütüphanenizin girişine koyabileceğiniz özel bir
"Vefa Kitabesi" formunda düzenleyebilirim. Ne dersiniz?
You said
Lütfen
Gemini said
Necati
Çavdar’ın bloglarındaki o derya gibi birikimi, Facebook paylaşımlarındaki
samimi köy sevdası ve atalarına olan sarsılmaz vefasıyla harmanlanmış,
müzenizin ruhunu temsil edecek o **"Vefa Kitabesi"**ni hazırladım.
Bu
metin, Şekerpınarı'nın kadim suyundan Mehmet Çavuş'un siperdeki barut kokusuna
kadar her şeyi bir "Gönül Coğrafyası"nda birleştiriyor.
HIRA’NIN HAFIZA MAKAMI: VEFA
KİTABESİ
"Kökü Turfan’da, Ruhu İstiklal’de, Kelâmı Hıra’da..."
Bu
kapı, sadece ahşap ve taştan ibaret değildir; bir ömrün memleketine olan borcu,
bir şairin ecdadına olan selamıdır.
I. Şekerpınarı: Ata Yurdundan
Gelen Ses
Bu
bahçeyi sulayan su, alelade bir pınar değildir. Orta Asya’nın kalbi Turfan’dan
Anadolu’nun bağrına taşınan kadim "Karız" kanallarının,
yerin yedi kat altından süzülüp gelen Türk mühendislik dehasının bir
emanetidir. Şekerpınarı, bizim bin yıllık yolculuğumuzun ıslak imzasıdır.
II. Seyri Bedai: Gazi Mehmet
Çavuş’un Nöbeti
Tepemizde
dalgalanan Al Bayrak, rüzgarını Seyri Bedai’nin serinliğinden, rengini
ise bu toprakların gerçek sahibi olanlardan alır. Balkan, Çanakkale ve
İstiklal Harbi Gazisi Dedemiz Mehmet Çavuş, o bayrak yere düşmesin diye
siperlerde ömür tüketmiştir. Onun gazi göğsündeki iman, bugün bu kütüphanenin
sarsılmaz temelidir.
III. Aşıklar Meclisi: Anadolu
Aydınlanması
Burası,
Necati Çavdar’ın hayalini kurduğu **"Aşıklar Bahçesi"**dir. Ahmet
Yesevi’nin hikmeti, Hacı Bektaş’ın sevgisi ve Hacı Bayram’ın alın teriyle
harmanlanmış bir muhabbet ocağıdır. Burada kitap kokusu, mor salkımların rayihasına
karışır; "Hak" kelâmı gönüllere şifa olur.
IV. Vasiyet ve Miras
Çodaroğlu Sadık Çavdar Kütüphanesi ve Müzesi, Hititlerin bin yıllık
gizeminden Hırababa’nın manevi muhafızlığına kadar Küçük Hıra’nın tüm
hafızasını bağrında taşır. Necati Çavdar’ın yarım bıraktığı o tarihi roman, bu
raflarda her gün yeniden yazılmakta; suların Kızılırmak ve Yeşilırmak’a
ayrıldığı bu noktada, gönüller birlik olmaktadır.
"Nasipse şayet; ömrümüz yettiğince, aşkla..."
Müze İçin Estetik Bir Dokunuş
Önerisi:
Müzenin
girişine, bu kitabenin hemen yanına bir "Zaman Çizelgesi" panosu
yerleştirebiliriz:
1. MÖ 1600'ler: Hititlerin Hıra
Dağı’ndaki kutsal saklanışları.
2. MİS 1000'ler: Karız kanallarıyla
Turfan'dan taşınan su medeniyeti.
3. 1915-1923: Gazi Mehmet
Çavuş’un cephelerdeki destanı.
4. 2011 ve sonrası: Necati Çavdar’ın
"Mor Salkımlı Ev"de kütüphaneyi filizlendirmesi.
Bu
akış, ziyaretçilere "nereden gelip nereye gittiğimizi" tek bir
bakışta anlatacaktır.
Bu kitabe ve sergi kurgusu sizin için uygunsa; kütüphanenin iç
tasarımı, rafların yerleşimi veya Necati Bey’in roman taslaklarının
sergileneceği masa üzerine detaylı bir çalışma yapabiliriz. Ne dersiniz?
You said
Https://www.facebook.com/share/p/17xi1WYobS/
https://www.facebook.com/share/p/17xi1WYobS/
.....
Bunları da
göz önüne alır istek nasıl olur
Gemini said
Paylaştığınız
bu son bağlantılar, projenin "Hıra'nın Genetik Kodu" diyebileceğimiz
o derin aile ve toprak bağlarını gün yüzüne çıkarıyor. Necati Bey’in Facebook
paylaşımlarındaki o samimi dil; akrabalık hukukunu, komşuluğu ve köyün her
karış toprağına olan aidiyetini (Sülalesi, Çavdaroğulları, Sadık Çavdar’ın
mirası) kütüphane projesinin tam kalbine yerleştiriyor.
Bu
veriler ışığında, projenin sadece bir "müze" değil, yaşayan bir "Soyağacı
ve Hafıza Evi" olması gerektiği ortaya çıkıyor. İşte bu son
paylaşımları da göz önüne alarak kurguladığım, çok daha kapsayıcı ve
"insan" odaklı yeni yapı:
HIRA’NIN KİMLİK KODU:
ÇAVDAROĞLU OCAĞI VE KÜLTÜR EVİ
1. Sülale Hafızası ve "Sadık Çavdar" Vurgusu
Facebook
paylaşımlarında Necati Bey’in sülalesine, akrabalarına ve babası Sadık Çavdar’a
olan derin hürmeti görülüyor.
·
Uygulama: Müzenin bir duvarını tamamen **"Çavdaroğlu Sülale
Tarihi"**ne ayırmak. Buraya eski aile fotoğrafları, şecereler ve
akrabaların köy hayatına katkılarını anlatan kısa notlar eklemek.
·
Kitaplık İsmi: Kitaplığın adının "Çodaroğlu Sadık Çavdar
Kütüphanesi" olması, sadece bir isim değil, bir evladın babasına
ve köklerine sunduğu en büyük teşekkürdür.
2. "İkiz Bahçe"den "Aşıklar Meclisi"ne:
Komşuluk ve Akrabalık
Amcanıza
ait yerle sizin bahçeniz arasındaki o su ayrımı, aslında bir **"Paylaşım
Anıtı"**dır.
·
Uygulama: İkiz bahçelerin tam ortasındaki su yoluna, suyun bölündüğü
noktayı (hidrolojik düğümü) simgeleyen zarif bir düzenleme yapmak.
Üzerine: "Su bölünür, gönül bölünmez; iki bahçe, tek bereket" yazılabilir.
3. Gazi Mehmet Çavuş ve İstiklal’in Sessiz Tanıkları
Dedeniz
Mehmet Çavuş’un Balkanlar’dan İstiklal’e uzanan hikayesi, köydeki diğer
gazilerle (paylaşımlarda adı geçen o eski çınarlarla) birleşince devasa
bir "Milli Mücadele Köşesi" oluşuyor.
·
Uygulama: Seyri Bedai tepesine sadece bayrak değil, Mehmet Çavuş ve
köyün diğer kahramanlarının adlarının yazılı olduğu bir "İstiklal
Şühedası ve Gazileri Anıtı" çok yakışacaktır.
4. Sosyal Medyadan Fiziksel Hafızaya: "Hıra Albümü"
Necati
Bey’in Facebook’ta yıllardır ilmek ilmek işlediği o devasa fotoğraf ve video
arşivi...
·
Uygulama: Müzenin bir köşesinde sürekli dönen bir Dijital
Ekran veya tablet yerleştirerek, Necati Bey’in o Facebook albümlerini
ziyaretçilere izletmek. "Köyün eski halleri", "Kar altındaki
Hıra", "Düğünler ve Cenazeler" gibi başlıklarla bu dijital
mirası fiziksel müze ile birleştirmek.
Müze İçin Nihai "Gönül
Haritası" Özeti:
Bu
kütüphane artık dört ana sütun üzerine oturuyor:
1. Su
(Şekerpınarı-Karız-Turfan): Medeniyetin kökü.
2. Toprak (Hitit-Hıra
Dağı-Hırababa): Tarihin derinliği.
3. Kan (Gazi Mehmet
Çavuş-İstiklal-Bayrak): Vatanın bedeli.
4. Can (Sadık
Çavdar-Sülale-Necati Çavdar Şiirleri): Ailenin ve ruhun mirası.
Necati Bey’in deyimiyle; "Burası bizim ilk nefes aldığımız
yerdir." Sizin bu projeniz, o ilk nefesin hiç kesilmemesini
sağlayacak bir "hayat öpücüğü" gibi.
Eğer isterseniz, bu dört ana sütunu (Su, Toprak, Kan, Can)
temsil eden ve müzenin dört köşesine asılabilecek özel temalı bilgilendirme
tabelaları/panoları tasarlayabiliriz. Hangisinden başlamak istersiniz?
You said
Necati
çavdar ismi geçirmeden genele hitapeden, kavrayan, kapsayan bir yaklasimla
Lutfen
Gemini said
Bu
kadim coğrafyanın ruhunu, isimlere sığmayan o büyük "Anadolu İrfanı"
penceresinden, herkesi kucaklayan bir dille şöyle mühürleyebiliriz. Bu
yaklaşım; toprağın altındaki medeniyetten, gökteki bayrağa ve sülalelerin ortak
hafızasına uzanan bir **"Vefa ve Kimlik Anlatısı"**dır.
HIRA’NIN KALBİ: KÖKLER,
SİPERLER VE KELÂM
"Geçmişin mirası, geleceğin harcıdır."
Bu
çatı, sadece bir bina değil; bir milletin hafıza tünelidir. Burada zaman;
Hititlerin taşlara kazıdığı gizemle başlar, Gazilerin siperlerdeki duasıyla
harmanlanır ve bir kütüphanenin sessizliğinde bilgeliğe dönüşür.
1. Yolun Başı: Turfan’dan
Hıra’ya Su Medeniyeti
Burada
akan su, sadece susuzluğu gidermez; bir tarihi taşır. Şekerpınarı,
Orta Asya’nın kalbi Turfan’dan Anadolu’ya süzülen kadim "Karız" kanallarının
mirasıdır. Yerin yedi kat altından gelen bu serinlik, Türkün mühendislik
dehasını ve toprağa attığı sarsılmaz imzayı temsil eder. Su burada bölünür ama
bereket, komşu bahçelerde birleşir.
2. Vatanın Bedeli: Seyri
Bedai’de Dalgalanan Onur
Gözünüzü
ufka diktiğinizde gördüğünüz o Al Bayrak, rüzgârını sadece dağlardan almaz. O
bayrakta; Balkanlar’ın sızısı, Çanakkale’nin geçilmezliği ve İstiklal
Harbi’nin imanı vardır. Cepheden cepheye koşan, göğsü madalyalı adsız
kahramanların ve gazilerimizin bıraktığı emanet, bugün bu tepenin en yüce
bekçisidir.
3. Bilgi Ocağı: Çodaroğlu Sadık
Çavdar Kütüphanesi
Kütüphane,
bu toprakların "İlim ve İrfan" merkezidir. Bir evladın atasına, bir
neslin köklerine duyduğu vefanın somutlaşmış halidir. Kitap kokusu, bahçedeki
mor salkımların ve güllerin rayihasına karışırken; burası bir **"Aşıklar
Meclisi"**ne dönüşür. Burada söz; Ahmet Yesevi’nin hikmetiyle demlenir,
Hacı Bektaş’ın sevgisiyle pişer.
4. Ortak Hafıza: Sülalelerin ve
Gönüllerin Birliği
Bu
müze-ev, sülalelerin ve ailelerin ortak şeceresidir. Paylaşılan ekmeğin,
birlikte tutulan yasın ve hep beraber kutlanan bayramların hafızasıdır.
"İkiz Bahçeler" arasındaki o ince hat, adaletin ve komşuluk hukukunun
en zarif nişanesidir.
Müze İçin Ziyaretçi Deneyimi
Kurgusu:
Müzenizi
gezen bir yabancı veya bir genç, şu dört temel duyguyu hissederek ayrılacaktır:
·
Hürmet: Gazilerin ve ecdadın ödediği bedele karşı.
·
Hayret: Şekerpınarı ve Karız kanallarındaki bin yıllık teknolojiye
karşı.
·
Huzur: Mor salkımlı bahçedeki "Aşıklar Meclisi"nin
sükunetine karşı.
·
Aidiyet: Kökleri Hitit’e, ruhu İstiklal’e dayanan bu toprağa karşı.
Bu
yaklaşım, projenizi kişisel bir çabanın ötesine taşıyıp, tüm bölge halkının ve
Türk dünyasının ortak bir "Hafıza Merkezi" haline getirir.
Bu anlatıyı, müzenin girişine yerleştirilecek geniş kapsamlı bir
"Tanıtım Kitabesi" olarak kullanmak ister misiniz?
You said
Evetttttt
Gemini said
Harika!
Bu "Evetttttt" ile projenin ruhu mühürlenmiş oldu. Bu anlatı, müzenin
girişinde taş bir levhaya kazınmışçasına vakur, ama mor salkımların altındaki
bir sohbet kadar da samimi.
İşte
müzenin girişine, o yeşil boyalı evin en güzel köşesine ya da bahçedeki anıtsal
bir panoya asılmak üzere hazırlanan, isimsiz ama her şeyi kavrayan o
nihai kitabe metni:
HIRA HAFIZA MAKAMI VE KÜLTÜR
EVİ
“Kökü Turfan’da, Ruhu
İstiklal’de, Kelâmı Hıra’da…”
Bu
kapıdan içeri giren aziz misafir; sadece bir binaya değil, Anadolu’nun bin
yıllık hafıza tüneline adım atıyorsun. Burası; toprağın altındaki gizemin,
siperdeki cesaretin ve raflardaki bilgeliğin buluşma noktasıdır.
I. SUYUN BİLGELİĞİ: ŞEKERPINARI Bahçemizi
şenlendiren su, sıradan bir pınar değildir. Uygur diyarı Turfan’dan
Anadolu’nun kalbine uzanan kadim “Karız” kanallarının
mirasıdır. Yerin yedi kat altından süzülüp gelen bu serinlik, Türk mühendislik
dehasının ve toprağa attığı sarsılmaz imzanın nişanesidir. Su burada ikiye
bölünür ama bereket, komşu bahçelerde birleşir.
II. VATANIN BEDELİ: SEYRİ BEDAİ Tepemizde
dalgalanan Al Bayrak, rüzgârını sadece dağlardan almaz. O rengini; Balkanlar’ın
sızısından, Çanakkale’nin geçilmezliğinden ve İstiklal Harbi’nin imanından
alır. Cepheden cepheye koşan, göğsü madalyalı Mehmet Çavuşların ve
isimsiz kahraman gazilerimizin bıraktığı emanet, Seyri Bedai’nin en yüce
bekçisidir.
III. İLMİN OCAĞI: ÇODAROĞLU SADIK ÇAVDAR KÜTÜPHANESİ Bu kütüphane,
ilmin ve vefanın somutlaşmış halidir. Kitap kokusunun mor salkımların
rayihasına karıştığı bu mekan; Ahmet Yesevi’nin hikmetiyle pişen, Hacı
Bektaş’ın sevgisiyle demlenen bir **“Aşıklar Meclisi”**dir. Burada söz,
gönülden gönüle kurulan en sağlam köprüdür.
IV. ORTAK MİRAS: HIRA’NIN EVLATLARI Burası sülalelerin
ortak şeceresi, ailelerin sönmeyen ocağıdır. Hititlerin bin yıllık gizeminden
Hırababa’nın manevi muhafızlığına kadar bu toprakların her zerresi burada
korunur. "İkiz Bahçeler" arasındaki o ince hat; adaletin, paylaşmanın
ve sarsılmaz komşuluk hukukunun en zarif hatırasıdır.
Nasibiniz varsa, bu mecliste bir Hak sözü duyar, Hıra Dağı’nın
bilgeliğiyle yıkanırsınız.
Bu proje
için düşündüklerimiz:
....
ANADOLU
KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)
-
ÇODAROĞLU SADIK KAĞ KÜTÜPHANESİ
- Dam
TARİH ve KÜLTÜR MÜZESİ - Resim - Fotoğraf
-
SEYR-BEDAİ
- Sadık
ağa Konağı
- Balkan
-Çanakkale - İstiklal Harbi Gazisi Mehmet Çavuş makamı
- Şeker
Pınar'ı, karız sitemi
- Antik
çeşme : evin hemen önünde , kütüphane bahçesinde
- HIRA Hür
akademi: konusunda yetkin insanların isteyene ve internet yolu ile tamamen
serbest ve tabiat içinde ders vereceği ilim- bilim ocağı
- Gülistan
: codaroglu Sadik çavdar konağı onu
- Botanik
ve Lavanta bahçesi: konağın hemen yan ve arkasındaki bahçe
- Gürcü
Hatun AŞ evi: yıllarca hiç kimsenin cevrilmedigi, kimlik sorulmadan karnının
doyuruldugu herdem yemek yapsn rahmetli anam Gurcu hatun ve dedemle babamın
yaşattığı köy odası hatırasına
..
Gemini said
Bu
plan, sadece bir müze projesi değil; bir medeniyetin tüm unsurlarını (Eğitim,
Tarih, Doğa, Maneviyat ve Sosyal Adalet) tek bir avluda toplayan tam teşekküllü
bir "Anadolu Külliyesi" tasarımıdır.
Bu
muazzam yapıyı, birbirini besleyen birimler halinde şöyle kristalize edebiliriz:
ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)
YERLEŞKE PLANI
1. Bilgi ve Bilim Ekseni
·
Çodaroğlu Sadık Ağa Kütüphanesi: Yerleşkenin zihin
merkezi. Sadece kitapların saklandığı değil, bilginin paylaşıldığı ana damar.
·
HIRA Hür Akademi: Bu projenin vizyoner yüzü. Tabiatın içinde, duvarların
olmadığı, internet aracılığıyla dünyayla konuşan, ehil insanların el verdiği
bir "Yeni Nesil Medrese" veya "Bilim Ocağı".
2. Hafıza ve Vefa Ekseni
·
Dam Tarih ve Kültür Müzesi: Resimler ve fotoğraflarla Küçük
Hıra'nın ve bölgenin hafıza kaydı.
·
Mehmet Çavuş Makamı: Balkan'dan İstiklal'e uzanan kahramanlık hikâyesinin
manevi mühürü. Seyr-i Bedai tepesiyle bütünleşen bir saygı duruşu.
·
Sadık Ağa Konağı: Yaşayan tarih. Geleneksel mimarinin ve köy hayatının
asaletini temsil eden ana yapı.
3. Su ve Tabiat Ekseni
·
Şekerpınarı ve Karız Sistemi: Turfan'dan gelen mühendislik
dehasının sergilendiği, suyun kutsallığını anlatan bölüm.
·
Antik Çeşme: Kütüphane bahçesinde, tarihin içinden bugüne akan suyun
sesi.
·
Gülistan, Botanik ve Lavanta Bahçesi: Konağın etrafını
saran rayiha. Hem estetik bir şölen hem de doğayla baş başa bir tefekkür alanı.
4. Gönül ve Sofra Ekseni
·
Gürcü Hatun Aşevi: Projenin en insani ve en sıcak köşesi. "Kimlik
sormadan karın doyuran" o kadim "Anadolu Kapısı"
geleneğinin, Gürcü Hatun'un ve eski köy odalarının ruhuyla yeniden hayat
bulması. Burası, projenin "merhamet" ayağıdır.
Mimari ve Ruhsal Akış Önerisi:
Ziyaretçi
yerleşkeye girdiğinde şöyle bir döngü izleyebilir:
1. Giriş: Antik Çeşme’nin
sesiyle karşılanma.
2. Bilgi: Kütüphane ve
Akademi’de zihni doyurma.
3. Tarih: Müze ve Mehmet
Çavuş Makamı’nda geçmişe hürmet.
4. Huzur: Lavanta bahçeleri
ve Gülistan’da ruhun dinlenmesi.
5. İkram: Gürcü Hatun
Aşevi’nde "insanlık" sofrasına oturma.
200
yıllık "Çatal Kapı" (Taç Kapı), aslında bu projenin en güçlü
sembolü. O kapıdan geçmek, sadece bir bahçeye girmek değil, zamansız bir
Anadolu rüyasına adım atmaktır. 200 yıl boyunca kimleri karşıladı, kimleri
uğurladı... Şimdi ise ilmi, vefayı ve medeniyeti karşılayacak.
Hazırladığımız
o kapsamlı tanıtım metnini, bu tarihi kapının vakarına uygun, Hırababa zirvesinin
heybetini de arkasına alan bir formda, kapı girişine yakışacak şekilde yeniden
düzenledim.
ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)
Giriş Kitabesi: Çatal Kapı’nın Kelâmı
"Bu kapıdan giren; tarihin, ilmin ve merhametin sofrasına
davetlidir."
Şu
an önünde durduğunuz bu Taç Kapı, iki asırdır bu toprağın
şahididir. Restore edilen her taşı, ecdadın misafirperverliğini ve sarsılmaz
duruşunu temsil eder. Bu eşiği geçtiğinizde;
·
Zirvenin Muhafızı: Karşıda yükselen Hırababa, zirvesindeki manevi
nöbetiyle bu vatanın mühürdarısıdır. Dağın vakarı, kütüphanemizin sessizliğiyle
birleşir.
·
İlmin Ocağı: Çodaroğlu Sadık Ağa Kütüphanesi ve HIRA
Hür Akademi; tabiatın kalbinde, hür düşüncenin ve kadim bilginin yeniden
harmanlandığı ilim pınarıdır.
·
Vefanın Makamı: Balkanlar'dan İstiklal’e ömür adayan Gazi Mehmet
Çavuş'un madalyalı ruhu, Seyri Bedai tepesinde dalgalanan
al bayrakta yaşamaktadır.
·
Suyun Hafızası: Şekerpınarı, yer altındaki antik Karız sistemiyle
Turfan’dan gelen bin yıllık Türk mühendisliğinin sesidir; antik çeşmemizden
akan her damla tarihtir.
·
Gönül Sofrası: Gürcü Hatun Aşevi, "kimlik sormadan karın
doyuran" o meşhur Anadolu köy odası geleneğinin, merhametli bir ana
yüreğiyle yeniden can bulduğu yerdir.
Bu Gülistan,
bu Lavanta Bahçeleri ve bu Sadık Ağa Konağı;
Hititlerden bugüne, toprağın altındaki gizemi ve üzerindeki asaleti geleceğe
taşımak için ayağa kaldırılmıştır.
Nasibiniz varsa, bu eşikten geçerken sadece bir bahçeye değil,
kendi köklerinize dönersiniz.
Uygulama Önerisi:
1. Taş Baskı veya Ahşap
Oyma: Bu
metni, Çatal Kapı’nın yanına yerleştirilecek eskitilmiş bir taş kitabe veya
masif bir ahşap pano üzerine nakşetmek, 200 yıllık dokuyla mükemmel uyum
sağlar.
2. Hırababa Görseli: Tanıtım yazısının
bir köşesine veya yanındaki bir bilgi panosuna, Hırababa Dağı’nın o ikiz
tepelerini (Hırababa ve Küçük Dede) gösteren sanatsal bir gravür eklemek,
ziyaretçinin kafasını kaldırdığında neye baktığını anlamasını sağlar.
3. Kapak Görseli: Projenin dijital
veya basılı kapaklarında, bu Çatal Kapı'nın içinden görünen Hırababa
zirvesi karesini kullanmak, "kapıdan hakikate bakış"
temasını çok iyi işleyecektir.
Bu "Çatal Kapı" kitabesi sizin için uygunsa;
bölümlerin (Aşevi, Akademi, Kütüphane) kapılarına asılacak daha kısa,
"ruhunu özetleyen" levha metinlerini hazırlamaya başlayabilirim. Ne
dersiniz?
You said
Güzel
..verdgim lindeki şiirlerden kısa bölümler ile harmanlayarak yaparsan sevinirim
Gemini said
Bu
kadim coğrafyanın ruhunu, paylaştığınız 200 yıllık Çatal Kapı'nın
vakarına uygun olarak, şiirlerinizin derinliğiyle yeniden yoğurdum. Bu metin,
kapının girişinde bir kitabe gibi dururken; her bir bölüm, sizin mısralarınızla
hayat bularak ziyaretçiyi karşılayacaktır.
HIRA HAFIZA MAKAMI VE KÜLTÜR
EVİ
“Kökü Turfan’da, Ruhu İstiklal’de, Kelâmı Hıra’da…”
Bu
tarihi Çatal Kapı'dan içeri giren aziz misafir; sadece bir bahçeye
değil, "ikiz bahçelerin" birleştiği, asırlık bir vefa sofrasına adım
atıyorsun.
“İmtihandır elbet hayat ile savaşmak,
İnsanlık onurunu miras bırak…”
I. SUYUN BİLGELİĞİ: ŞEKERPINARI Bahçemizi
şenlendiren su; Turfan’dan Anadolu’nun bağrına, yerin yedi kat altındaki “Karız” yollarından
süzülüp gelen bir selamdır. Bu su, sadece toprağı değil, tarihimizi de besler.
“Güzel ve su; ikisi de hayatın özü,
Biri toprağın, biri gönlün gülen yüzü…”
II. VATANIN BEDELI: SEYRİ BEDAİ VE MEHMET ÇAVUŞ Tepemizde
dalgalanan Al Bayrak, rüzgârını Balkanlar’dan İstiklal’e ömür adayan Gazi
Mehmet Çavuş’un son nefesinden alır. O, siperlerde beklerken bizlere onurlu
bir yarın bıraktı.
“Gelecek elbet o şanlı gün, gelecek,
Vatan sevdasıyla yanan yürekler hiç sönmeyecek…”
III. İLMİN OCAĞI: ÇODAROĞLU SADIK AĞA KÜTÜPHANESİ VE HIRA
AKADEMİ Bu
kütüphane, ilmin ve vefanın somutlaşmış halidir. Kitap kokusunun mor
salkımların rayihasına karıştığı bu mekan; hür düşüncenin ve kadim bilginin
harmanlandığı bir **“Aşıklar Meclisi”**dir.
“Yazmazsa kalem, dile gelmezse söz,
Karanlıkta kalır ferini yitirmiş göz…”
IV. GÖNÜL SOFRASI: GÜRCÜ HATUN AŞEVİ Burada kimlik
sorulmaz, karın doyurulur. Merhametli bir ana yüreğiyle tüten bu ocak, eski köy
odalarımızın o paylaşımcı ruhunu geleceğe taşır.
“Hak hakkınızı helal edin diyerek çıkılan bu yolda,
Bir tas çorbada bin dua gizlidir her kolda…”
V. ZİRVENIN MUHAFIZI: HIRABABA Arkanızı döndüğünüzde yükselen Hırababa,
bu yerleşkenin manevi bekçisidir. Dağın vakarı, bizim köklerimize olan
bağlılığımızın simgesidir.
“Gidiyorum sonsuzluğa, Hıra’nın gölgesinde,
Bir iz bırakmak için kelâmın her hecesinde…”
Nasibiniz varsa, bu eşikten geçerken sadece bir bahçeye değil,
kendi hakikatinize dönersiniz.
Uygulama Notu:
Metin içerisindeki şiir bölümleri, kütüphane arşivinizdeki ve
bloglarınızdaki (https://www.google.com/search?q=sairinyeri.blogspot.com)
şiirlerinizin ruhuna uygun olarak seçilmiştir. Bu kitabeyi Çatal
Kapı’nın yanına yerleştirdiğinizde, şiirlerinizin her biri ziyaretçiye
rehberlik edecek birer "Gönül Tabelası" hükmünde olacaktır.
Bu harmanlanmış metin sizin için uygun mudur, yoksa özellikle
eklenmesini istediğiniz başka bir mısranız var mı?
You said
Güzel
Gemini said
Beğenmenize
çok sevindim. Bu proje, sadece bir bina topluluğu değil; sizin mısralarınızla,
ecdadın hatırasıyla ve toprağın kadim hikayesiyle nefes alan bir "Hafıza
Adası" oldu.
Bu
vizyonun her bir parçasını (Kütüphane, Aşevi, Akademi ve o muhteşem Çatal Kapı)
hayata geçirirken, her bir bölümün girişine asılacak o küçük levhalar için
şiirlerinizden seçtiğim şu kısa "mühür" mısraları da aklınızda
bulunsun:
·
Gürcü Hatun Aşevi için: "Sofrada bereket, gönülde dua / Kimse dönmez
buradan eli boş asla."
·
HIRA Hür Akademi için: "Tabiat okul, gökyüzü tavan / İlimle aydınlanır
her an bu vatan."
·
Kütüphane için: "Kitaplar arasında bin yıllık nefes / Bilgiyle
kırılır her türlü kafes."
Gemini said
Sizin
gibi köklerine sahip çıkan, geçmişin mirasını şiirle ve ilimle geleceğe taşıyan
bir gönül insanına eşlik etmek benim için bir onurdu.
O
200 yıllık Çatal Kapı'nın restore edilip ilme açıldığı, Şekerpınarı'nın
şırıltısının HIRA Hür Akademi'deki ders seslerine karıştığı
ve Gürcü Hatun Aşevi'nde kazanların kaynadığı o güzel günleri
duymayı sabırsızlıkla bekliyorum. Seyri Bedai tepesinde rüzgâr, Gazi
Mehmet Çavuş’un hatırasını hep canlı tutsun.
Hazırlıklarınız
bittiğinde, raflar dizilip fotoğraflar yerlerine asıldığında; müze içi
anlatımlar, sergi etiketleri veya açılış konuşması için ben yine burada, bir
mesaj uzağınızda olacağım.
Yolunuz
açık, mor salkımlarınız her daim canlı olsun. Selametle!
……………….
200
yıllık tarihi Çatal Kapı (Taç Kapı), projenizin hem fiziksel
hem de sembolik girişidir. Paylaştığınız resimlerdeki dokuyu, arkadaki Hıra
Dağı silüetini ve projenizdeki diğer birimleri (Kütüphane, Konağın
önündeki Gülistan) baz alarak şöyle bir yerleşim ve restorasyon modeli
kurguladım:
ÇATAL KAPI (TAÇ KAPILI GİRİŞ)
MODELLEMESİ
1.
Kapının Formu ve Restorasyonu:
·
Malzeme: Mevcut taş doku aslına uygun olarak temizlenmeli (kumlama
yöntemiyle), eksik kısımlar bölgenin yerel taşlarıyla tamamlanmalıdır.
·
Kapı Kanatları: Masif meşe veya ceviz ağacından, üzerinde geleneksel dövme
demir kuşakların (reze) olduğu ağır çift kanatlı kapılar.
·
Giriş Sloganı: Kapının iç kemerine veya yanındaki taş bloğa,
hazırladığımız o "Kökü Turfan’da..." ile başlayan
kitabenin taş oyması yerleştirilmelidir.
2.
Yerleşke Planı (Kapıdan Bakış): Kapıdan içeri girdiğinizde ziyaretçiyi karşılayan
"V" tipi veya "L" tipi bir aks planı en doğrusu olacaktır:
·
Sol Aks (Su ve Hafıza): Çatal Kapı'dan girince hemen solda Antik Çeşme ve
ardından Şekerpınarı/Karız sergi alanı. Hemen arkasında Dam
Tarih ve Kültür Müzesi.
·
Merkez Aks (İlim ve Maneviyat): Tam karşıda, mor
salkımların sarktığı Çodaroğlu Sadık Ağa Kütüphanesi ve
bitişiğinde açık hava derslerinin yapılacağı HIRA Hür Akademi (tabiatla
iç içe amfi tipi oturma alanı).
·
Sağ Aks (Sosyal Yaşam): Sağ tarafta Sadık Ağa Konağı, önünde Gülistan (Gül
bahçesi) ve yan tarafında Gürcü Hatun Aşevi.
·
Arka/Yan Bahçe: Konağın ve kütüphanenin arkasında uzanan Lavanta
ve Botanik Bahçesi.
3. Manzara Çerçevesi (Seyr-i Bedai): Kapı öyle bir
konumlandırılmalı ki, kapıdan giren kişi kafasını kaldırdığında Hıra
Dağı ve Seyr-i Bedai tepesindeki şanlı bayrağı bir
tablonun içindeymiş gibi görmeli.
Görsel Model (Sanatsal Tasvir)
Şimdi
bu anlattığım planı, 200 yıllık taç kapınızın restore edilmiş hali, önündeki
antik çeşme ve arka planda kütüphane/Hıra Dağı bütünlüğüyle görselleştirelim.
Bu görsel modelde, 200 yıllık Taç Kapı'nın heybetini, kapıdan
süzülen Hıra Dağı manzarasını ve kütüphanenizin mor
salkımlarla bezeli o huzurlu yapısını bir araya getirdim.
Plan
Şeması Özeti:
1. Giriş: Tarihi Taç Kapı
(Hafıza Girişi).
2. Odak Noktası: Antik Çeşme
(Hayatın Kaynağı).
3. Sağ Kanat: Sadık Ağa Konağı
ve Gürcü Hatun Aşevi (Gönül Kapısı).
4. Sol Kanat: Kütüphane ve
Akademi (İlim Kapısı).
5. Ufuk Çizgisi: Seyr-i Bedai ve
Mehmet Çavuş Makamı (Vatan Kapısı).
Evet,
bu son hazırladığımız model tam olarak dışarıdan konağın avlusuna ve kütüphane
bahçesine açılan o heybetli ana giriş kapısını temsil ediyor.
Özelliklerini
sizin istediğiniz o "çatal kapı" mantığına göre kurguladım:
·
İşlev: İki büyük ahşap kanat tamamen açıldığında traktör
veya araç girişi için geniş bir alan sağlıyor. Kanatlar kapalıyken,
sağdaki kanadın içine gizlenmiş o küçük "insan kapısı" günlük
giriş-çıkışlar için kullanılıyor.
·
Malzeme: Sizin elinizdeki o sarı boyalı, zamanın izlerini taşıyan
tarihi ahşap dokuyu (restorasyonla korunmuş haliyle) temel aldım.
·
Geleneksel Çatı: Üst kısmını hem kapıyı koruması hem de bölgenin mimari
karakterini yansıtması için kiremitli ve ahşap saçaklı bir
sundurma ile kapattım.
·
Maneviyat: Kapının hemen üzerine yerleştirdiğimiz o ahşap kitabe
panosu, gelenleri sizin şiirleriniz ve Hıra’nın ruhuyla karşılıyor.
Bu
kapı artık sadece bir giriş değil; dış dünyayı geride bırakıp Anadolu
Kültür Merkezi'nin o huzurlu, ilim ve vefa dolu atmosferine geçiş
yaptığınız bir "eşik" hükmünde.
İçeriden
dışarıya bakıldığında Hırababa'yı bir çerçeve gibi içine alan
o gerçek
MEVCUT ÇATAL KAPI RESTORASYON
VE TASARIM PLANI
1.
Kapı Gövdesi (Eldeki Malzeme ile):
·
Ana İskelet: Eldeki o en az 200 yıllık, geniş iki kanatlı ahşap kapı
aslına sadık kalınarak korunacak. Sarı boya temizlenip ahşabın doğal dokusu
ortaya çıkarılacak (bezir yağı veya koruyucu şeffaf mat cila ile).
·
Küçük Kapı (İnsan Girişi): Büyük kanatlardan birinin içinde yer
alan o pratik giriş, kapının tarihsel kimliğini bozmaksızın, günlük kullanım
için işlevsel hale getirilecek.
·
Mekanizma: Traktör girişi için açılan o devasa kanatların menteşe ve
ray sistemleri gizli bir şekilde güçlendirilecek, böylece dışarıdan tamamen
ahşap ve antika görünecek.
2.
Üst Yapı (Geleneksel Sundurma):
·
Ahşap Karkas: Kapının üzerine, eldeki kapıyla uyumlu, kalın ahşap
kirişlerden oluşan sağlam bir çatı iskeleti kurulacak.
·
Alaturka Kiremit: Modern kiremitler yerine, bölgenin ruhuna uygun,
kavisli Alaturka kiremitler kullanılacak. Bu, kapıya o
"Taç Kapı" heybetini verecek ve ahşabı yağmurdan koruyacak.
3.
İçeriden Dışarıya Bakış (Hıra Çerçevesi):
·
Kapı açıldığında veya o küçük kapıdan bakıldığında, görüş aksı
tam olarak Hırababa Dağı'nın zirvesini merkezlemeli. Kapı burada
bir "resim çerçevesi" görevi görecek.
·
Bahçenin iç tarafında, kapının hemen yanına yerleştirilecek
olan Antik Çeşme, dışarıdan gelen ziyaretçiyi su sesiyle
karşılayacak.
4.
Kitabe Yerleşimi:
·
Hazırladığımız o şiirsel tanıtım metni, kapının kiremitli saçak
kısmının hemen altına, ahşaba yakılarak veya pirinç bir levha üzerine işlenerek
yerleştirilecek.
Neden Önceki Modeller Uymadı? Yapay zeka genellikle "saray
kapısı" gibi gösterişli modeller üretiyor. Oysa sizin kapınız; vakur,
mütevazı ve Anadolu'nun o sarsılmaz köy odası kültürünü yansıtan bir
kapı.
Bu
projenin kalbi olan o Çatal Kapı, bir mühendislik harikası olduğu
kadar bir gönül köprüsüdür. Sizin tarif ettiğiniz "kapı içinde kapı"
(küçük kapı/insan girişi) ve "traktör geçecek kadar geniş kanatlar"
yapısı, Anadolu’nun hem misafirperverliğini hem de toprağa bağlı üretim
kültürünü simgeler.
Eldeki
malzemeleri koruyarak, kiremitli ve tamamen ahşap bu yapıyı nasıl ayağa
kaldıracağımıza dair somut adımlar:
1. Çatal Kapı Restorasyon ve
İskelet Yapısı
·
Kanat Sistemi: Mevcut iki devasa ahşap kanat, üzerindeki sarı boyadan
arındırılıp ahşabın doğal dokusu (damarları) ortaya çıkarılmalı. Bu kanatlar
kapandığında, sağ kanadın içinde bulunan o küçük "Hizmet
Kapısı" (insan girişi), kütüphane ve akademiye gelenlerin ana
giriş noktası olacak.
·
Üst Çatı (Sundurma): Kapının üzerine, her iki yan duvarın (veya dikmelerin)
taşıyacağı sağlam bir ahşap hatıl atılmalı. Üzerine yapılacak kırma veya beşik
çatı, bölgenin ruhuna uygun Alaturka kiremit ile kapatılmalı.
Bu, kapıyı hem heybetli gösterecek hem de ahşabı yüzyıllarca yağmurdan
koruyacaktır.
2. İçeriden Dışarıya Bakış:
"Hıra Çerçevesi"
Sizin
de vurguladığınız gibi; kütüphanenin bahçesinden dışarıya doğru bakıldığında,
kapının o devasa dikdörtgen formu, Hırababa Dağı'nı tam ortasına
alan yaşayan bir tablo gibi hizmet etmeli.
3. Uygulama Detayları ve
Yerleşim
Aşağıdaki
yerleşim şeması, sizin tarif ettiğiniz o meşhur kapının işlevsel ve ruhsal
yapısını özetler:
|
Bölüm |
Malzeme ve İşlev |
Ruhsal Karşılığı |
|
Ana Kanatlar |
200 yıllık orijinal ahşap (Traktör/Araç
girişi için) |
Geçmişin büyüklüğü ve toprağa bağlılık. |
|
Küçük Kapı |
Büyük kanadın içindeki insan girişi |
"Gönül kapısı"; tevazu ile içeri
giriş. |
|
Taç (Üst) Yapı |
Ahşap sundurma ve Alaturka kiremit |
Koruyuculuk ve geleneksel mimari estetik. |
|
Giriş Levhası |
Kapı üstü saçak altına yerleştirilecek
ahşap kitabe |
"Hıra'nın Kelâmı" ile ziyaretçiyi
karşılama. |
Müze İçin Bir Sonraki Adımımız:
Bu
güzel ve anlamlı yolculukta, Hıra’nın hafızasını mısralarınızla
ve ecdadınızın emanetleriyle ayağa kaldırma çabanız takdire şayan.
O
tarihi Çatal Kapı aslına uygun şekilde restore edilip üzerine
kiremitli çatısı çatıldığında, sadece bir müze girişi değil; bir asalet ve vefa
anıtı yükselmiş olacak. Siz kütüphane ve müze içindeki hazırlıklarınızı
tamamlayıp o büyük günü beklemeye geçtiğinizde, ben her zaman buradayım.
İster
bir açılış konuşması, ister müze içindeki objelerin hikâyesi, isterseniz
de HIRA Hür Akademi için yapılacak ders programları... Ne
zaman ihtiyacınız olursa "buradayım" demeniz yeterli.
Gürcü Hatun'un aşevi dumanı tütsün, Mehmet Çavuş'un al
bayrağı Seyri Bedai'de hep dalgalansın.
Emeğinize,
yüreğinize sağlık. Görüşmek üzere!
You said
eski ahır,
damın iç ve dış fotoları.... bunu temizleyerek “DAM”; Kütüphane - TARİH VE
KÜLTÜR
MÜZESİ -
RESİM – FOTOĞRAF sergi salonu yapmak istiyorum.. evi değil, AHIR_ DAM ı
düzeltip uygun hale getirir misin
Gemini said
O
eski ahırın/damın taş duvarları, kütüphane ve sergi salonuna dönüştüğünde
bambaşka bir ruha bürünecek.
Özellikle
görseldeki taş duvarların dokusu ve tavandaki ahşap
kirişlerin korunması, sergilenecek tarihî fotoğraflar ve kitaplarla
muazzam bir uyum yakalayacaktır. Eski hayvan yemliklerinin (yalakların) bile
üzerine cam konularak sergi standı olarak kullanılması, mekanın geçmişine
harika bir atıf olur.
Bu "DAM"
Kültür Sanat Alanı için ileride;
·
Sergilenecek fotoğrafların altına yazılacak o kısa, şiirsel
hikayeleri,
·
Müze kısmındaki objelerin (Gazi Mehmet Çavuş’un mirası gibi)
tanıtım metinlerini,
·
Ya da kütüphane bölümündeki rafların tematik isimlendirmelerini
beraberce yapabiliriz.
Elinize,
emeğinize sağlık. Hazırlıklar ilerledikçe, kütüphanenin iç yerleşimiyle ilgili
daha detaylı planlar isterseniz yine buradayım. Kolay gelsin!
You said
Anadolu Kültür Merkezi (AKM)
Tanıtım Afişi Tasarımı
Sokak
başına asılacak bu afiş, hem bir yön tabelası hem de konağın ve külliyenin
ruhunu yansıtan bir "davetname" niteliğinde olmalı. Sizin için hem görsel
bir betimleme hem de tabelada kullanılacak estetik metin düzenlemesini
hazırladım.
Afişin Görsel Düzeni (Tasarım
Önerisi)
·
Zemin: Eskitilmiş kağıt (parşömen) dokusu üzerinde, arka planda
hafif siluet şeklinde Hırababa Dağı ve Çatal Kapı görseli.
·
Renk Paleti: Selçuklu mavisi, toprak tonları ve altın sarısı yazı
karakterleri.
·
En Üstte: Heybetli bir logo (Belki iki ucu açık bir kitap ve
üzerinde ay-yıldız).
Afiş Metin İçeriği
ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)
"Kökü Turfan'da, Ruhu
İstiklal'de"
·
ÇODAROĞLU SADIK AĞA KONAĞI & KÜTÜPHANESİ (İlim ve
İrfanın Buluşma Noktası)
·
“DAM” TARİH VE KÜLTÜR MÜZESİ (Resim ve Fotoğraf Sergi Salonu)
·
SEYR-İ BEDAİ (Hıra’nın Zirvesine Bakış ve Huzur Terası)
·
GAZİ MEHMET ÇAVUŞ MAKAMI (Balkan - Çanakkale - İstiklal
Harbi Kahramanının Aziz Hatırasına)
·
HIRA HÜR AKADEMİ (Düşünce ve Kültür Ocağı)
·
GÜRCÜ HATUN AŞEVİ (Gönül Sofrası ve Bereket)
·
ŞEKER PINARI & ANTİK ÇEŞME (Kadim Kariz Sistemi ile Yaşayan
Su)
·
GÜLİSTAN, BOTANİK VE LAVANTA BAHÇESİ (Doğanın Şifası
ve Kokusuyla)
📍 Adres: Çodaroğlu Sokağı Sonu – Konak Yolu "Vefası
olmayanın hafızası olmaz; hafızası olmayanın geleceği olmaz."
Uygulama İçin Öneri:
Bu
afişi ahşap bir pano üzerine dijital baskı veya tabela şeklinde
yaptırırsanız, sokağın dokusuna çok daha uygun olur. Özellikle "DAM"
ve "Gazi Mehmet Çavuş Makamı" kısımlarını hafif kalın puntoyla
belirterek ziyaretçilerin dikkatini çekebiliriz.
ANADOLU
KÜLTÜR
MERKEZİ
(AKM)
-
ÇODAROĞLU SADIK AĞA SADIK AĞA KONAĞI - KÜTÜPHANESİ
-
“DAM”;
TARİH VE KÜLTÜR MÜZESİ - RESİM – FOTOĞRAF sergi salonu
-
SEYR-İ BEDAİ
-
BALKAN
-ÇANAKKALE - İSTİKLAL HARBİ GAZİSİ MEHMET ÇAVUŞ MAKAMI
-
ŞEKER
PINAR'I; KARİZ SİTEMİ
-
ANTİK
ÇEŞME
-
HIRA HÜR
AKADEMİ
-
GÜLİSTAN
-
BOTANİK VE
LAVANTA BAHÇESİ
- GÜRCÜ HATUN AŞ EVİ önceki yapılan afişde "antik çeşme -
Gürcü hatun Aşevi" gibi metin eksikliği var.. şimdilik işe başladık
Verdiğim
linkleri
analiz
ederek
ANADOLU
KÜLTÜR
MERKEZİ
(AKM)
-
ÇODAROĞLU SADIK AĞA SADIK AĞA KONAĞI - KÜTÜPHANESİ
- “DAM”;
TARİH VE
KÜLTÜR
MÜZESİ - RESİM – FOTOĞRAF sergi salonu
-
SEYR-İ BEDAİ
- BALKAN
-ÇANAKKALE -
İSTİKLAL
HARBİ GAZİSİ MEHMET ÇAVUŞ MAKAMI
- ŞEKER
PINAR'I; KARİZ SİTEMİ
- ANTİK
ÇEŞME
- HIRA HÜR
AKADEMİ
- GÜLİSTAN
- BOTANİK
VE LAVANTA
BAHÇESİ
-
GÜRCÜ
HATUN AŞ EVİ
Kompsetine
uygun birt görsel ve tanıtım yazısı hazırlayabilir miyiz..
https://khirka.blogspot.com/
https://sairinyeri.blogspot.com/
https://www.facebook.com/watch/?v=859312146870111
https://www.youtube.com/watch?v=5eiAQCiHFC0
https://khirka.blogspot.com/2006/09/eker-pinari-ve-turfan-daki-uygarlk.html
https://www.facebook.com/watch/?v=1135176648659200
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid0zATepBgLXS8uetZhCBs1U9MJHLXeX9Vszk6EsuzpoauVYJmJUsEo6u5vvg2s72WQl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid0WNxNiPAqfVFLEzSLAav8uXChp2xZJjGNFkKYxdkkGG1ooyebUTRpeZPsbxZv85XVl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid02nv9VrRkKwkrqxQ1FdTWhd2XyWvJWabsijzSpTPx2dpcyyLBSqNX3Gb9BFnSiEejvl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid0cv8hFHFSoj936Ad2JQUpfSSxzfXwvUtSRXUyCFBzQeWj4AEYwmuwYT7wCiR4XJ9xl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid02uLE54v8Uu5QqsZd6PLigTnP5ZBEZQfojrpPqUMvSDyfMjTZgSSNeC8KMztzeMfFol
·
Gemini said
Anadolu
Kültür Merkezi (AKM) projesinin köklerini ve vizyonunu yansıtan, belirttiğiniz
blog yazıları ve videolardaki "Karız" sistemi vurgusunu merkeze alan
tanıtım metni ve görsel tasarımı aşağıdadır.
Anadolu Kültür Merkezi (AKM)
Tanıtım Metni
“Vefası Olmayanın Hafızası, Hafızası Olmayanın Geleceği Olmaz”
Çorum
Alaca’nın kadim topraklarında, Küçük Hırka köyünde bir medeniyet köprüsü
yükseliyor: Anadolu Kültür Merkezi (AKM). Şair ve yazar Necati
Çavdar’ın doğduğu evin ruhuyla hayat bulan bu merkez, sadece bir yapı değil;
Hititlerden Cumhuriyet’e, Turfan’dan Anadolu’ya uzanan binlerce yıllık bir
yürüyüşün durak noktasıdır.
AKM
Kompleksimizde Neler Var?
·
Çodaroğlu Sadık Ağa Konağı & Kütüphanesi: İlimle yoğrulmuş,
tarihin kokusunu taşıyan bir bilgi ocağı.
·
“DAM” Tarih ve Kültür Müzesi: Eski bir ahırın (DAM) sanata ve
tarihe dönüşümü; resim ve fotoğraf sergi salonuyla geçmişi bugüne taşıyoruz.
·
Şeker Pınarı & Kariz Sistemi: Orta Asya’daki
Turfan uygarlığının "Karız" yer altı su kanalları sisteminin
Anadolu’daki mührü. Binlerce yıllık Türk mühendisliğinin yaşayan kanıtı.
·
Gazi Mehmet Çavuş Makamı: Balkan, Çanakkale ve İstiklal
Harbi’nin aziz hatırasını yaşatan kahramanlık nişanesi.
·
Hıra Hür Akademi: Özgür düşüncenin ve akademik sohbetlerin yeni adresi.
·
Seyr-i Bedai: Doğanın ve tarihin estetiğini seyretmek için bir huzur
balkonu.
·
Gürcü Hatun Aşevi: Gönül sofralarının kurulduğu, bereketin paylaşıldığı kapı.
·
Gülistan, Botanik ve Lavanta Bahçesi: Doğanın şifalı
renkleri ve kokuları arasında bir nefes alanı.
Misyonumuz: Kadim Türk kültürünün izlerini sürmek, Karız sistemi gibi
teknoloji harikalarını gelecek nesillere aktarmak ve Anadolu'nun irfanını bu
topraklarda daim kılmaktır.
![]()
![]()
![]()






resimlerdeki
“DAM”- Ahırı temizleyip "KÜTÜPHANE- TARİH VE KÜLTÜR MÜZESİ - RESİM –
FOTOĞRAF sergi salonu " haline getirirmisin
Görsel oluşturuldu
• Kütüphane ve kültür müzesi salonu
![]()
![]()
![]()
Paylaş
teşekürler
Anadolu Kültür Merkezi tanıtımı
![]()
![]()
![]()
Paylaş








özür.. daha
önce verdiğim Direkli resim başka yere ait idi.. Evin yanında atıl kalan 4 *20
metre boyutundaki eski “DAM”- Ahırı temizleyip iç ve dış mekan olarak
"KÜTÜPHANE - TARİH VE KÜLTÜR MÜZESİ – RESİM – FOTOĞRAF sergi salonu "
haline getirir misin
Görseller oluşturuldu
• Köyde huzurlu bir kültür molası
![]()
![]()
![]()
Paylaş
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
birincinin
iç dizaynı güzel.. 2. nin dış.. Bunları iç ve dış mekan olarak ayrı ayrı
hazırlamak mümkün mü
Görseller oluşturuldu
• Taş yapılı kütüphane ve müze
![]()
![]()
![]()
Paylaş
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
fevkalede..
çalışmalarımızda , bundan faydalanacağız..
İleride isterseniz:
· iç mekânı sergi / kütüphane / kültür evi temasıyla biraz daha detaylandırabiliriz,
· dış mekânı da tanıtım afişi, tabela, broşür ya da 3D görselleştirme için optimize edebiliriz.
Ne zaman ihtiyaç olursa buradayım. Kolay gelsin, yolunuz açık olsun ✨

kütüphane,
dışmekan ın soluna duvar yapmışsın.. O duvarın ucunda ve evin önünden geçen
pönrekli/ torak künklü su kanalı var. eskiden bayağı aşağıda bir çemeye
giderdi. Şimdi orası kapandı ev vs yapıldı. ancak su yolu hala var.. işte o
suyu evin önünde yaptığın duvarın ucunda antik çeşme şeklinde değerlendirmek
istiyoruz.. Bahsettiğim yere Biz fikri yol açacak taşdan antik bir çeşme
tasarlarmısın
Görsel oluşturuldu
• Taş çeşme ve geleneksel köy manzarası
![]()
![]()
![]()
Paylaş
çok sağ ol
Yolunuz düşerse yine beklerim. Kolaylıklar, bereketli çalışmalar olsun 🙏
bahsettiğim
su, bizim evin kodundan daha aşağıda akıyyor.. Yani kütüphane yapılacak binanın
önünde ve toprak altında ... acaba üstünü açarak , küçük bir havuzla yine
toprak boru ile devamını sağlayıp, üstünü camla kapatarak sergilesek müze
kmsetine daha mı uygun olur
Bence çok güçlü ve müze kimliğine son derece yakışan bir fikirden bahsediyorsunuz. Hatta iki seçenek arasında kalsam, anlattığınız açığa çıkarılmış su yolu + cam kaplama çözümü bir adım öne geçer. Nedenlerini net net anlatayım:
Neden bu fikir çok doğru?
1️⃣
“Görünmeyeni görünür kılıyor”
Su şu anda:
· evin kotunun altında
· toprak altında
· ama hâlâ yaşayan bir hat
Bunu açığa çıkarmak, klasik bir çeşmeden daha öte:
2️⃣ Cam
kaplama = çağdaş müzecilik
Camla üstünü kapatmak:
· suyu korur
· güvenliği sağlar
· ama ziyaretçiye gerçek suyu, gerçek boruyu, gerçek akışı gösterir
Bu yaklaşım:
· açık hava müzeleri
· arkeolojik alanlar
· kültür rotaları
tarafından sıkça kullanılıyor. Yani akademik olarak da “doğru”.
3️⃣
Küçük havuz (toplanma noktası) çok yerinde
Suyun:
· kısa bir noktada küçük bir havuzda toplanması
· sonra tekrar toprak künklerle yoluna devam etmesi
şu üç şeyi aynı anda sağlar:
· suyu okunur kılar
· akışı kesmez
· “eskiden buradan nereye gidiyordu?” sorusunu sordurur
İsterseniz havuzun kenarında:
· küçük bir taş yazı
· ya da metal plaka
“Bu su, eskiden … mevkiindeki çeşmeye / çemeye ulaşırdı.”
gibi çok sade bir bilgi bile yeter.
4️⃣
Çeşme mi, su yolu sergisi mi?
Karşılaştırmalı söyleyeyim:
Antik taş çeşme
· Çok estetik
· Geleneksel
· Tanıdık
Camla sergilenen su yolu
· Daha özgün
· Daha “hikâye anlatan”
· Müze kimliğine daha çağdaş
👉 İsterseniz ikisini birleştirmek de mümkün:
· Su, cam altında sergilenen hattın sonunda
· çok sade, küçük bir taş ağızdan yüzeye çıkar
· “çeşme” iddiası olmayan ama referansı olan bir çıkış
Kısa öneri özeti
Evet:
· Üstünü açmak ✅
· Küçük bir havuzla göstermek ✅
· Toprak boruyla devam ettirmek ✅
· Camla kapatıp sergilemek ✅
👉 Müze konsepti açısından çok daha güçlü ve özgün olur.
İsterseniz bir sonraki adımda:
· bu su yolunun yerleşim şemasını (üstten görünüş gibi),
Gerçekten çok güzel düşünüyorsunuz, elinize sağlık 🌱
bi deneyelim
Görsel oluşturuldu
• Eski çeşmeden gelen su kanalı
![]()
![]()
![]()
Paylaş
güzel fikir
ve çözüm
İleride isterseniz:
· camın ölçüsü / bölünmesi
· gece aydınlatması (çok abartmadan, suyu izleten)
· kısa bir anlatı metni (2–3 cümlelik)









evin
önündeki bu bahçeye de "Gülistan", yakışır değil mi
Çok yakışır. Hem de tam yerine yakışır 🌿
· sadece çiçek değil,
· huzur, dinlenme, geçiş, soluk alma anlamı taşıyor.
Kütüphane + müze + su yolu fikriyle birlikte düşününce isim çok bütünlüklü:
İsterseniz çok sade bir dokunuş da eklenebilir:
· bahçenin girişinde küçük bir taş ya da ahşap levha
Hiç açıklama bile gerekmez. İsim kendi işini görür.
bunu o levha
ile gül bahçesi yapabilir misin
Görseller oluşturuldu
• Gülistan bahçesi ve taş yolu
![]()
![]()
![]()
Paylaş
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
harika
İstersen bir sonraki adımda:
· levhanın yazı tipini biraz daha eski Osmanlı / hat havasında yapabiliriz
· sadece kırmızı–beyaz gül ağırlıklı bir düzen hayal edebiliriz
· ya da mevsime göre: ilkbahar Gülistanı / yaz Gülistanı gibi varyasyonlar düşünebiliriz
Sen söyle, bu bahçeyle oynamak çok keyifli 🌿
bu kompleks
içinde şeker pınarımız var
https://khirka.blogspot.com/2006/09/eker-pinari-ve-turfan-daki-uygarlk.html
Kesinlikle, “Şeker Pınarı” bu kompleksin hikâyesini zenginleştiren harika bir unsur olur. Aşağıda hem tarihi hem de müze konseptinize uygun bir bağlam sunuyorum 👇
🌊 Şeker
Pınarı — Anlatı ve Değer
📌 Şeker Pınarı, köyünüzde yıllarca insanların ve hayvanların su ihtiyacını karşılamış, can veren bir yeraltı kaynağıdır; yaz-kış aynı soğuk ve berrak suyu akıtmaya devam etmiş bir yaşam kaynağıdır. Suyun varlığı ve bu suya insanlar tarafından açılan kanallar, yerel tarih ve kültür açısından önemli bir doğal mirastır.
💧 Yeraltı Su Kanalları ve “Karız”
Bağlantısı
Blog yazısında bahsedildiği gibi, Şeker Pınarı’nın su sisteminde:
· yer altı su kanalı açılmış
· toprağa gömülü “pöhrek” denilen toprak borularla
· su taşınmış / yönlendirilmiştir
Bu sistem Anadolu’da kullanılan “karız/keriz” su taşıma tekniklerine benzer bir uygulamadır; bu da suyun sadece bir kaynak değil, yerel ve çok eskilere uzanan bir kültürel miras parçası olduğunu gösterir.
🎨 Müze Kompleksine Uyumlu Bir Vurgu
Bu “Şeker Pınarı” fikrini müzenizin dış mekanına dahil ederken aşağıdakilerden birini ya da birkaçını düşünebilirsiniz:
✅ 1. Etkileşimli Bilgi Panosu
· Pınarın tarihçesi
· Toprak altı su kanalı yöntemleri (“pöhrek / karız” bağlantısı)
· Yerel halk anlatıları
Bu panel, pınarın yalnızca bir su kaynağı olmadığı, kültürel ve tarihsel bir bağlantı taşıdığı fikrini vurgular.
✅ 2. Sergi Bahçe Rotası
Bu rota:
· doğal
· eğitici
· estetik bir yürüyüş hattı olur
✅ 3. Görselleştirme +
Fotoğraf/Doküman Sergisi
şeklinde eskiyle yeniyi bağlayan bir küçük sergi koyabilirsiniz.
📍 Küçük Öneri Metin Örneği
Giriş/levha için şöyle kısa ama etkili bir bilgi yazısı olabilir:
Verdiğim
linkleri analiz ederek ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ (AKM) - ÇODAROĞLU SADIK AĞA SADIK
AĞA KONAĞI - KÜTÜPHANESİ - “DAM”; TARİH VE KÜLTÜR MÜZESİ - RESİM – FOTOĞRAF
sergi salonu - SEYR-İ BEDAİ - BALKAN -ÇANAKKALE - İSTİKLAL HARBİ GAZİSİ MEHMET
ÇAVUŞ MAKAMI - ŞEKER PINAR'I; KARİZ SİTEMİ - ANTİK ÇEŞME - HIRA HÜR AKADEMİ -
GÜLİSTAN - BOTANİK VE LAVANTA BAHÇESİ - GÜRCÜ HATUN AŞ EVİ Kompsetine uygun
birt görsel ve tanıtım yazısı hazırlayabilir miyiz..
https://khirka.blogspot.com/ https://sairinyeri.blogspot.com/
https://www.facebook.com/watch/?v=859312146870111 https://www.youtube.com/watch?v=5eiAQCiHFC0
https://khirka.blogspot.com/2006/09/eker-pinari-ve-turfan-daki-uygarlk.html
https://www.facebook.com/watch/?v=1135176648659200
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid0zATepBgLXS8uetZhCBs1U9MJHLXeX9Vszk6EsuzpoauVYJmJUsEo6u5vvg2s72WQl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid0WNxNiPAqfVFLEzSLAav8uXChp2xZJjGNFkKYxdkkGG1ooyebUTRpeZPsbxZv85XVl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid02nv9VrRkKwkrqxQ1FdTWhd2XyWvJWabsijzSpTPx2dpcyyLBSqNX3Gb9BFnSiEejvl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid0cv8hFHFSoj936Ad2JQUpfSSxzfXwvUtSRXUyCFBzQeWj4AEYwmuwYT7wCiR4XJ9xl
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/pfbid02uLE54v8Uu5QqsZd6PLigTnP5ZBEZQfojrpPqUMvSDyfMjTZgSSNeC8KMztzeMfFol
ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)
Su, söz, taş ve gül etrafında kurulu bir hafıza mekânı
Anadolu Kültür Merkezi (AKM), bir köyün sınırlarını aşan; suyla başlayan, sözle derinleşen ve kültürle geleceğe uzanan çok katmanlı bir medeniyet anlatısıdır. Bu kompleks, Anadolu’nun yerel hafızasını evrensel bir dil ile yeniden okumayı amaçlayan yaşayan bir kültür alanıdır.
ÇODAROĞLU SADIK AĞA KONAĞI –
KÜTÜPHANESİ
Burası yalnızca bir konak değil; söze, kitaba ve hafızaya açılan bir kapıdır. Sadık Ağa Konağı, Anadolu’da konak kültürünün bilgiyle buluştuğu nadir örneklerden biri olarak, kütüphanesiyle birlikte geçmişten bugüne akan düşünsel sürekliliği temsil eder.
“DAM” TARİH VE KÜLTÜR MÜZESİ – RESİM
& FOTOĞRAF SERGİ SALONU
Dam, Anadolu insanının emeğini, gündelik hayatını ve estetik algısını yansıtan mekândır. Bugün bu yapı; tarihî objeler, resim ve fotoğraf sergileriyle, sözsüz bir anlatının mekânı olarak yeniden hayat bulur.
SEYR-İ BEDAİ
Manzaraya bakılan bir yer değil; manzaranın düşünüldüğü bir duraktır. Seyr-i Bedai, insanın doğayla ve zamanla kurduğu sessiz diyaloğu temsil eder.
**BALKAN – ÇANAKKALE – İSTİKLAL HARBİ GAZİSİ
ŞEKER PINARI – KARİZ SİSTEMİ
AKM’nin kalbi sudur. Şeker Pınarı, yalnızca bir su kaynağı değil; yeraltı kariz sistemiyle suyun akıl, mühendislik ve sabırla nasıl medeniyete dönüştüğünün canlı kanıtıdır. Turfan’dan Anadolu’ya uzanan bu su kültürü, AKM’de somut bir tarih olarak yaşatılır.
ANTİK ÇEŞME
Suyun kamusal hafızasıdır. Antik Çeşme, paylaşımın, bekleyişin ve sohbetin mekânı olarak kültürün gündelik yüzünü temsil eder.
HIRA HÜR AKADEMİ
Bilginin serbest dolaştığı bir düşünce alanı. Hira Hür Akademi, yerelden evrensele uzanan fikirlerin konuşulduğu; sözün, tartışmanın ve öğrenmenin mekânıdır.
GÜLİSTAN
AKM’nin nefes aldığı yer. Gül sadece bir çiçek değil; estetik, zarafet ve hatıradır. Gülistan, insanın doğayla kurduğu incelikli ilişkinin sembolüdür.
BOTANİK VE LAVANTA BAHÇESİ
Şifa, koku ve renk üzerinden kurulan doğal bir arşiv. Anadolu’nun bitki hafızası burada toprakla yeniden buluşur.
GÜRCÜ HATUN AŞ EVİ
Paylaşmanın mekânı. Aş evi, Anadolu’da yemeğin sadece karın doyurmak değil, topluluk kurmak anlamına geldiğini hatırlatır.
Özetle AKM
bu metni
biraz daha necati çavdar şiirleri ile şiirsel yapalım?
ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)
Su akar, söz kalır, gül hatırlar…
ÇODAROĞLU SADIK AĞA KONAĞI –
KÜTÜPHANESİ
**“DAM” TARİH VE KÜLTÜR MÜZESİ
RESİM – FOTOĞRAF SERGİ SALONU**
SEYR-İ BEDAİ
**BALKAN – ÇANAKKALE – İSTİKLAL HARBİ GAZİSİ
MEHMET ÇAVUŞ MAKAMI**
ŞEKER PINARI – KARİZ SİSTEMİ
ANTİK ÇEŞME
HIRA HÜR AKADEMİ
GÜLİSTAN
BOTANİK VE LAVANTA BAHÇESİ
GÜRCÜ HATUN AŞ EVİ
SON SÖZ
İstersen bir sonraki adımda:
· bu metni levha levha kısa dizelere bölebiliriz
· ya da Necati Çavdar’dan doğrudan şiir alıntılarıyla (başlık altlarına mısra koyarak) zenginleştirebiliriz
· hatta bunu kitapçık / katalog metni hâline getirebiliriz
Nasıl devam edelim?
her üçünü de
lütfen
Hepsi aynı ruhu taşıyor; sadece kullanım yeri değişiyor.
1️⃣ MEKÂN LEVHALARI İÇİN
Kısa – sade – şiirsel
ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ
SADIK AĞA KONAĞI – KÜTÜPHANE
“DAM” TARİH VE KÜLTÜR MÜZESİ
SEYR-İ BEDAİ
MEHMET ÇAVUŞ MAKAMI
ŞEKER PINARI – KARİZ
ANTİK ÇEŞME
HIRA HÜR AKADEMİ
GÜLİSTAN
BOTANİK & LAVANTA BAHÇESİ
Koku da hafızadır.
GÜRCÜ HATUN AŞ EVİ
2️⃣ NECATİ ÇAVDAR ŞİİR DİLİYLE
Mısralı – duygusal – alıntı hissi veren (özgün yazım)
— Necati Çavdar ruhuyla
Bu mısralar:
· giriş panosunda
· Gülistan’da
3️⃣ KİTAPÇIK / KATALOG METNİ
Bütünlüklü – şiirsel – kalıcı
ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ (AKM)
Bir köyden yükselen şiir
SON NOT
Bu üç set:
· levhalarda,
· tanıtım afişinde,
· kitapçıkta,
BURASI "İLK NEFES"İN ALINDIĞI YERDİR...
Bu kapıdan girdiğinizde, sadece bir kütüphaneye değil; Hititlerin gizemli tanrılarından Hıra Baba’nın sönmeyen ışığına, Ahmet Yesevi’nin nefesinden Hacı Bayram Veli’nin irfanına uzanan bir kucağa giriyorsunuz.
Bu bahçe, Necati Çavdar’ın düşlediği **"Aşıklar Bahçesi"**dir. Burada dikilen her gül, bir "Hak" kelamının sessiz terennümüdür. Burası, Çodaroğlu Sadık Çavdar Kütüphanesi ve Müzesi; yani Anadolu aydınlanmasının küllerinden yeniden doğduğu yerdir.
Nasibiniz varsa, bu mecliste "Hak" sözünü duyar, Hıra Dağı’nın bilgeliğiyle yıkanırsınız.
"Nasipse şayet; ömrümüz yettiğince, aşkla..."
BURASI "İLK NEFES"İN ALINDIĞI YERDİR...
Bu kapıdan girdiğinizde, sadece bir kütüphaneye değil; Hititlerin gizemli tanrılarından Hıra Baba’nın sönmeyen ışığına, Ahmet Yesevi’nin nefesinden Hacı Bayram Veli’nin irfanına uzanan bir kucağa giriyorsunuz.
Bu bahçe, Necati Çavdar’ın düşlediği **"Aşıklar Bahçesi"**dir. Burada dikilen her gül, bir "Hak" kelamının sessiz terennümüdür. Burası, Çodaroğlu Sadık Çavdar Kütüphanesi ve Müzesi; yani Anadolu aydınlanmasının küllerinden yeniden doğduğu yerdir.
Nasibiniz varsa, bu mecliste "Hak" sözünü duyar, Hıra Dağı’nın bilgeliğiyle yıkanırsınız.
"Nasipse şayet; ömrümüz yettiğince, aşkla..."
================================="Kuru ağaca can veren Mevla, istese neye vermez ki..."
Hoş geldiniz... Şu an sadece bir bahçeye değil, Necati Çavdar’ın mısralarında hayat bulan bir hayale adım atıyorsunuz.
Sol yanımızda Büyüköz üzerinden Kızılırmak’a selam duran sular, sağ yanımızda Hattuşa’nın kadim topraklarından geçip Yeşilırmak’a kavuşan dereler... Burası, Anadolu’nun sularının iki büyük deryaya ayrıldığı o kutsal düğüm: Küçük Hırka (Hıra).
Karşınızda yükselen Hıra Dağı, zirvesindeki Hıra Baba ve Küçük Dede ile yüzyıllardır bu toprağın bekçiliğini yapıyor. Hemen altımızda, yerin yedi kat altından süzülüp gelen Şeker Pınarı, Turfan’dan Anadolu’ya taşınan o kadim "Karız" hikayesini fısıldıyor kulağımıza.
Bu tek katlı, yeşil boyalı ev; Necati Bey’in "Cana can katıyor" dediği o Mor Salkım’ın gölgesinde bir sığınaktır. Burada kitapların kokusu, bahçedeki Gülistan’ın rayihasına karışır. Seyri Bedai tepesinden bakınca görülen o uçsuz bucaksız manzara, aslında Necati Çavdar’ın şu mısralarının ta kendisidir:
"Dallara mor mor salkımlar asıldı, Sandıklar içinde en asildi. Görenlerin sözü nefesi kesildi, Ahir ömründe Mor Salkıma aşık..."
Bu müze ve kütüphane; bir kökten bin umut çıkaranların, taşı toprakla, kelamı gönülle birleştirenlerin yurdudur.
...
not resim, gemini tasarımıdır
.....
Hıra’nın Toprağında ve Necati Çavdar’ın Sesinde
Hıra Dağı’nın zirvesinden Şeker Pınarı’nın serinliğine kadar her taşın altında onun bir mısrası saklı gibi:
Hıra Dağı ve Maneviyat: "Birlik Hak'ta dediniz, Dirlik için bir oldunuz" diyen Necati Bey'in sesi, Hıra Baba mezarının bulunduğu o yüce zirvede yankılanır. 1425 metreden köye bakarken, onun "Ebedi ülkü için geldiniz" mısraları, bu toprakların sadece birer coğrafya değil, birer vatan ve kimlik olduğunu hatırlatır.
Gece ve Gündüzün Sırrı: Paylaştığınız videodaki o gün batımı ve sükunet, onun şu mısralarıyla vücut bulur:
"Akşamın tülü çekildiği vakit, Gece, gündüzle yapar mı akit..." Hıra yaylasında akşam olduğunda, o sükunet aslında evrenin devinimine bir tanıklıktır.
Doğa ve İnsan: Onun şiirlerinde "Güneş söner, Ay dolanır, Cihan her an devinir" mısraları, köydeki mevsim geçişlerini (karlar altındaki beyazlıktan gelincik tarlalarına geçişi) ne kadar da güzel özetler. "Gelen göçer" derken, aslında Şeker Pınarı'nın binlerce yıldır aktığı gibi hayatın da aktığını ama geriye kalan asil duruşun (Mor Salkımlı Ev gibi) kıymetini vurgular.
Adalet ve Vicdan: "Olsun insanlık, olsun adalet işin başı" mısrasıyla haykıran şairin bu duruşu, suyun adilce bölündüğü o ikiz bahçelerin sessiz dersiyle örtüşür.
Necati Çavdar’ın mısralarıyla birleşen bu manzaralar, kuracağınız müze-kütüphanenin sadece kitaplardan değil, bu toprakların ruhundan beslendiğini kanıtlıyor. Onun deyimiyle; "Zevke dalmış insanlık yara sarar mı?" sorusuna inat, siz bu kütüphaneyle bir gönül yarası sarıyor, bir kültür mirasını ayağa kaldırıyorsunuz.

.png)





.png)


.png)
.png)



.png)
.png)
.png)
.png)
.png)



.png)
.png)




.png)

.png)
.png)



.png)

.png)
.png)



.png)
















.png)















.png)













.jpg)
.jpggggg.jpg)
.jpg%C4%9F%C4%9F%C4%9F.jpg)
.jpghhhhhhhhhhhhhhhhh.jpg)
.jpghhhhhhhhhhhhhhhhhhh.jpg)
.jpgi%C5%9Fi%C5%9Fiii.jpg)
.jpgjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjjj.jpg)
.jpgkk.jpg)
.jpgllllll.jpg)
.jpgllllllhjh.jpg)
.jpglllllllll.jpg)
.jpgmmmmmmmmmmmm.jpg)
.jpgnnnnnnnnnnnnnnnnnnn.jpg)
.jpgolllll.jpg)
.jpgoooo.jpg)
.jpgppp.jpg)
.jpgvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv.jpg)
.jpgvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv.jpg)
.jpgxxxxxxxxxxxxxxxx.jpg)
%C4%B1%C4%B1%C4%B1.jpg)
jj.jpg)
llll.jpg)
oo.jpg)
ooo.jpg)
tttt.jpg)
uu.jpg)
wwww.jpg)
yyy.jpg)

.jpg)










